Sonsuzluk Haziran 2010 | Sayı : 15

 “...ve sonsuza kadar mutlu yaşarlar.”

Eskilerden beri masallarda söylenegelen bu cümle aslında neyi anlatır? Sayılamayacak kadar uzun yıllar mutlu yaşamak... İnsan ömrünü düşünürsek bu “sonsuz” epey büyük olsa gerek. Minimal dimağlarımıza daha küçüklükten yerleşen bu sonsuzluk kavramı, aslında o zamanlardan itibaren bizim için bir çelişkidir. “Ben annemi sonsuz kadar çok seviyorum. Hayır sonsuzdan da çok. Yo yo sonsuzun da sonsuzu, hayır en sonsuz... ” Bu kavram ileri matematik konularının en önemli terimlerinden biri olacak kadar büyülü olduğuna göre, yakından tanımak daha faydalı olacaktır diye düşünüp size sonsuz bir heyecanla “sonsuz”u anlatmak istedim.

Şimdi bir doğruyu düşünelim. Üzerinde sonsuz tane nokta vardır. Bu doğrunun uzunluğunu iki katına çıkarırsak sahip olduğu nokta sayısı yine sonsuz olacaktır. Peki, bu uzun olan doğruya yapılan bir haksızlık değil midir? Bir sayıyı sıfıra böldüğümüzde sonuç sonsuz olur. Peki, bu sonsuz aslında bir sayı mıdır? Sonsuzu sonsuza bölmek limit sorularında neden belirsizlik olarak karşımıza çıkar?

 Sonsuzun kelime anlamı hiç bitmeyen, ebedi olarak bilinir. Ölçülemeyecek kadar çok ya da büyük, sınırı, ucu bucağı olmayan gibi tanımlamaları da vardır. Media Player efektleri ya da kara delik gibi gizemli bir şey... Matematikte ise çoğu zaman illet olunan ama bir o kadar da olmazsa olmaz bir terimdir. Sonsuz kavramını, lise yıllarımızın başlarındayken durmadan sayarak elde edebileceğimiz en son sayı olarak düşünürüz. Gördüğümüz derslerle birlikte bunun, yeni sayılar oluşturmanın sonunun gelmediğini ifade eden, mecazi bir kelime olduğunu da düşünmeye başlarız. Bu konudaki ilk çalışma, Eski Yunan döneminde Öklid’in “Elemanlar” eserinde vurgulanmış. Öklid’in tespitinde asal sayılar, herhangi bir asal sayı niceliğinden çok daha fazladır denmiş ve asal sayıların sonsuzluğu vurgulanmıştır. Kalkülüsü icat eden Newton ve Leibniz küçük sonsuzu da işin içine katarken sonsuzluk teriminin derin anlamını da kavratmışlardır. Sonsuzluk, aslında negatif ya da pozitif olması fark etmeden, saymanın bir süreç olduğunu anlatır. Yani “saymayı sürdürme”nin bir diğer ifadesidir.

Tavşanla kaplumbağa hikayesini bilirsiniz. Olayın matematiksel yorumuna bakalım: Kaplumbağa, tavşanın yarım kilometre önünde olacak şekilde bir kilometrelik bir yarışa başlar ve tavşanın hızı da kaplumbağanın iki katıdır. Tavşan yarım kilometre ilerlediğinde kaplumbağa dörtte bir, tavşan  dörtte üç ilerlediğinde kaplumbağa sekizde bir kadar ilerlemiştir. Tavşan 7/8 kilometreye ulaştığında kaplumbağa daha da ilerlemiştir. Tavşanın kaplumbağayı yakalaması için sonsuz sayıda koşu yapması gerektiği sonucuna varılır. Duruma bakılırsa tavşan kaplumbağaya hiç yetişemez. Fakat sonuçta bitecek olan sonlu bir yol için sonsuz koşu yapmak çok saçma gözüküyor. Tavşanın kaplumbağayı yakalamak için katettiği yol ½ + ¼ + 1/8 + ... gibi bir toplam olacaktır ve bu dizinin toplamı hesaplayabileceğimiz üzere 1‘dir. Bu, zaman da uzaklıkla küçüldüğü için, tavşanın sonsuza kadar koşacağı anlamını taşımaz. Tavşan kaplumbağayı tam bir kilometre ötede yakalayacaktır.

19. yüzyılda Alman matematikçi Georg Cantor da “sonsuz küme” kavramına getirdiği tanımlamayla sonsuzu incelemiştir. Galile, iki tane sonsuz varsa birinin diğerinden daha büyük bir sonsuz olamayacağını, bunların mukayese edilemeyeceğini söylemişti. Fakat Cantor bazı sonsuzların diğer sonsuzlardan daha büyük olduğunu keşfetti. Bunu da kümeler kuramına dayanarak açıkladı. Tamsayılar kümesini {…,-2, -1, 0, 1, 2,… } ve çift sayılar kümesini {2, 4, 6, 8...} kümesini ele alalım. Elemanları, tamsayılar kümesiyle eşleştirilebilen her kümenin eleman sayısı da aynıdır. Bu durumda çift sayılar kümesi, tamsayılar kümesinin her elemanını içermemesine rağmen her iki kümedeki eleman sayısını da aynı kabul etmiş olduk. Cantor, bu çelişkiden sonra bir başka kümenin de tamsayılar kümesinin eleman sayısından daha büyük olduğunu keşfetti. Bu küme reel sayıların kümesiydi. O dönemin bazı din bilginleri matematikteki sonsuzla uğraşmanın Tanrı’ya karşı çıkmak olduğunu söylediler. Cantor da, dindeki sonsuzluk kavramıyla dünyadaki sonsuzluk kavramını ikiye ayırdı. Dünyadaki sonsuzluk kavramını da soyut ve somut olmak üzere ikiye ayırdı. Matematikteki sonsuz soyut,  yıldızların ve maddenin küçük parçacıklarının sonsuz olması da somut olarak ayrılmış oldu. Cantor, o dönemde fikirlerinin anlaşılamamasından dolayı depresyon nöbetleri geçirse de en büyük sonsuzun hesabının olamayacağını “sonsuz kardinaller (sonsuz sayma sayısı )” in sonunun olmadığını açıklamış oldu.

Evrenle sonsuz arasındaki ilişki nedir?

 Gerçek hayata dair bir sonsuzluk örneği vermek, soyut matematik kadar kolay değildir. Evreni göz önüne alalım.  Bütün atomik alemleri sembolize eden evren, somut bir şekilde bize sonsuzluğu düşündürebilecek bir kavram. Wilson ve Penzias tarafından radyo sinyalleri sayesinde, milyarlarca yıl önceki patlamanın elektronik yankısının kanıtlanmasından sonra evrenin 1915’li yıllarda dendiği gibi statik olmadığı anlaşıldı. Hubble’ın Big Bang’i haklı çıkaran araştırmasına göre, galaksimiz dışındaki diğer galaksilerin bizden uzaklıklarıyla orantılı olarak uzaklaştıklarını biliyoruz. Bir zamanlar, küçücük yoğun ve sıcak bir yapı olan içinde bulunduğumuz evren, giderek genişlemekteyse bunun şöyle bir anlamı da olmalı: Evrenin giderek genişleyebilmesi için onu kapsayan,  kendinden daha da büyük bir varlığın içinde olması gerekir. Hal böyle olunca da, bizim sonsuz sandığımız bu kainattan daha büyük başka bir kainat da olmalı. Peki, evrenin sonsuz olmaması onun sonsuz ömrünün olmasını engeller mi? Sonsuz dediğimiz şeyin de aslında bir eklersek daha bir sonsuz(!) olduğunu düşünürsek evrenin ömrü ile ilgili bir yorum yapmak da garip gibi gözüküyor.

Peki, maddeyi düşünelim. Madde, sonsuz küçük parçacıklardan oluşuyorsa, parçacıklar da içinde daha küçük parçacığın bulunduğu boşluklardan oluşuyorsa madde diye bir şeyin olmadığı sonucuna doğru gidiyoruz demektir. Bu yüzden de, sonsuzu somut olarak yorumlamak bir hayli güç.

Şunu söyleyebiliriz ki; “sonsuz çok” elbette çok büyük fakat bazı sonsuzlar da diğerlerinden daha büyüktür. Sonsuza kadar yaşayamacağınızı anlayabildiğiniz gibi sonsuz olmadan yaşayamayacağınızı da sonsuz saygılarımla belirtir, sonsuzluğa uğurlanana kadar sonsuz mutluluklar dilerim sevgili okurlar...

Kaynaklar:

      Ilgın UĞUR
İ.Ü. Bilgisayar Mühendisliği 2. Sınıf
- Haziran 2010 -
Editörden... | Muhammed CÜCE Sonsuzluk | Ilgın UĞUR Java Teknolojisi ve Geliştirme Araçları | Bülent ÇOBANOĞLU OOP Mantığı | Cengiz ATİLLA Assassin's Creed II | Erman TEPE SHA-1 Algoritması | Kayhan KIRGIZ Elektrofobi | Muhammed CÜCE Donanım Elemanları | Oğuz BIYIK Cloud Computing Güvenliği | Emre BALCI Joomla Bileşenleri | Serkan AKDEMİR Derleyicilerin Yapısı - 2 | Ercan ZENGİN Kadın ve Bilişim | Feyzan SARUHAN
« önceki sayfa - 1 - sonraki sayfa »

ana sayfa | arşiv | dergimiz | künye | iletişim | yazarlar için...
© 2009-2010 Bilisimdergi.Com Tasarım - Kodlama : İU BİLGİSAYAR

Creative Commons License
Bilişim Dergi içeriği  Creative Commons  lisansı ile korunmaktadır.
Kaynak göstermek ve link vermek şartıyla yazılarımızı kullanabilirsiniz.