Fantastik bir filmden bir sahne hayal edelim. Kahramanımız
dünyayı kurtarmalıdır fakat talihsiz bir deney kazası sonucu ortaya çıkan ya da
zaten var olan ama yeni fark ettiği insanüstü yeteneklerini kontrol etmekte
zorlanmaktadır. Bu nedenle, her filmde bulunan o teknoloji dahisi arkadaşının
yarattığı simülasyon odasına girer ve birden ortaya çıkan sanal yaratıklarla
dövüşerek kendini eğitmeye başlar…
Teknoloji en az bu oda kadar fantastik olan “Sanal Koza” ile karşımızda.
Sanal realite icatlarının bir gün bizleri, gelmiş geçmiş
her çağda sanal turistler olarak gezdireceği beklentisi, çok gerçekçi olmasa da
hiçbir zaman yok olmadı. Her ne kadar bu icatlar henüz beş duyumuzu birden
gerçeğe en yakın şekilde eş zamanlı olarak çalıştıramasa da, EPSRC’nin (Engineering and Physical Sciences Research Council)
katkılarıyla İngiliz York ve Warwick üniversitelerinden bilim adamları sanal
buluşları bu alanda geliştirmek üzere ihtiyaç duydukları uzman bilgilerini
“Towards Real Virtuality” adlı bir projeyle sağlamayı umuyor. “Real Virtuality”
(Gerçeğe en yakın sanallık ya da gerçek sanallık da diyebiliriz sanırım) kalıbını ise proje ekibinin; beş duyunun,
kullanıcıyı tamamen gerçek bir etki ile – neredeyse kullanıcının o anın gerçek
olup olmadığını anlayamayacağı kadar - çevrelemesi için üzerinde çalıştıkları
yollara dikkat çekmek amacıyla icat ettiği bir kavram olarak açıklayabiliriz.
İşte bu alanda üzerinde çalışılan en önemli projelerden
biri sanal kozalar. Koza kulağa biraz garip gelse de aslında makineyi tam
anlamıyla yansıtan bir kelime. Çünkü kozayı kullanmaya başladığınız anda dış
dünya ile bağlantınız kesiliyor.
Peki bu alet nelerden meydana geliyor?
Sanal koza, bir başlık hatta daha çok bir kask görünümünde
ve kablosuz bağlantı sistemine sahip. Bu sistem sayesinde dünyanın herhangi bir
yerinden kendi için gerekli olan veriye sahip olmak amacıyla internet ya da
bilgisayar bağlantısı kuruyor. Koza aynı zamanda günümüz buluşlarına oranla bir
görüntünün rengini, 10 kat daha fazla koyulaştıran veya 30 kat daha fazla açan
yüksek çözünürlüklü ve dinamik bir ekrana sahip. Kimyasal “kokular bileşimi”
içeren bir tür kutuyla bağlantıda olan tüpler sayesinde de kullanıcının
burnunun altından o anki duruma uygun koku salgılanıyor. Sıcaklık ve nem,
ısıtıcı ve fanla sağlanırken; kozayı saran hoparlörler de ortama uygun olan
sesleri sağlıyor. Kozada bulunan ve aslında kilit noktası görevi yapan bir
başka parça da tüm bu duyuların birbirleriyle gerçek hayattaki gibi senkronize
şekilde çalışmasını düzenliyor.
York ve Warwick ekipleri, türevleri arasında
gerçeğe en yakın hissettirebilecek olan sanal kozayı geliştirmek için
şimdilerde Bradford, Brighton ve Bangor üniversitelerinden çeşitli uzmanlarla
işbirliği yapmayı amaçlıyor. Bilimsel araştırmalarda
yardım almak gerçekten hızlı ve büyük adımlar atılması adına önemli olsa gerek
ki York Üniversitesinde bu girişimin önderi olan Profesör David Howard: “Sanal
gerçekliği sağlamak amacıyla geliştirilen araçların çoğu bir ya da iki hissin
–genelde görme ve işitme duyuları olmak üzere- üzerine kuruluydu. Dünya
üzerinde bizim yapmayı planladığımız şey hakkında çalışan başka bir araştırma
ekibi olduğunu da bilmiyorduk. Ama koza tarafından kişiye sağlanan koku duyusu,
Warwick Üniversitesinden Alan Chalmers ve ekibinin öncüsü olduğu, önceden
belirlenecek kokuları ne zaman istenirse ya da gerekli olursa sağlayan yeni bir
elektronik teknikle oluşturuldu. Koku ve tat verme teknikleri hemen hemen
benzer ve ilişkili fakat biz kullanıcının dil altıyla bağlantısı olan olan yeni
bir tat verme mekanizması sağlamayı düşünüyoruz.” açıklamasında bulunuyor.
Sanal kozalar kullanıcılarını, kanepelerindeyken Kenya’nın
Masai Mara’sına gitmek, çok yüksek bir dağın zirvesinde bulunan çiçeklerin
eşsiz kokularıyla huzur bulmak ya da Karayipler güneşinin sıcaklığını
tenlerinde hissetmek gibi gerçek yaşam deneyimleriyle buluşturmaya olanak
tanıyor ve bununla beraber kullanıcılarının dünyanın herhangi bir yerinde
bulunan arkadaş ya da aileleriyle aynı odadaymışçasına buluşmalarını sağlıyor.
Kaskın, toplumda sadece okuldaki tarih ya da ona benzer
dersler için değil askerlerin, polislerin, sağlık sektörü çalışanlarının ya da
itfaiyecilerin eğitimi için de oldukça yararlı olacağı düşünülüyor.
Kozayla birlikte, o anda olduğumuz yerden dünyanın diğer
ucundaki başka bir yerin o anına gitmenin de mümkün olabileceği biliniyor.
Mesela safaride bulunan bir araca monte edilen ve o anda safarideki görüntüleri,
kokuları, sesleri ve hatta sıcaklığı kaydeden aynı zamanda da internet
bağlantısı kurabilen bir cihazdan tüm bu kayıtlar, dünyanın diğer ucundaki bir
sanal kozaya aktarılabiliyor ve böylece yatağınızda uzanıyorken gerçek bir
safari gezisi yapabiliyorsunuz. Ayrıca kaskın, bilgisayar oyunu meraklıları –
özellikle de Second Life gibi roleplay oyun tutkunları- arasında da fazlasıyla popüler olacağı da bir
gerçek.
Kozanın bir tanıtım modeli, EPSRC’nin bir etkinliği olan ve
4 Mart’ta düzenlenen Pioneers09 fuarında gösterildi. Çalışmaların beş yıl
içerisinde bütünüyle tamamlanacağı tahmin ediliyor. Çalışma ekibinin bir diğer
amacı ise kozanın türevlerine oranla daha rahat, hafif ve daha az pahalı
olması. Başlangıç için verilen tahmini fiyat ise £1,500.
Ama farklı bir açıdan bakarsak; insanları gerçek dünyadan
koparıp sanal ortamlara gönderen teknolojiler ortaya çıktığından beri, sağlık
ve güvenlik başta olmak üzere diğer etik kurallar etrafında dönen önemli
tartışmalar söz konusu oluyor. Kozanın tamamlanmasıyla
beraber bu tartışmalar daha da alevlenecek gibi görünüyor ve bilim adamları
bunun olmaması için çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdürüyor.
Görünen o ki; fantastik-bilimkurgu filmlerinin
yüksek teknolojik icatları gerçek hayatta da yerlerini almaya başladı. Şu an
için bize kalansa “Acaba sırada ne var?” sorusu ve sorunun cevabını hayal etmek
gibi gözüküyor.
Kaynaklar:
- PhysOrg.com
- http://www.technovelgy.com/ct/Science-Fiction-News.asp?NewsNum=2168