Merhaba sevgili okurlar.
Geçen ay, bildiğiniz gibi ilk sayımızı çıkarttık. Ufak tefek hatalarla da olsa ilk ayımızı geçirdik. Sonuçta buradaki hiç kimse bu konuda profesyonel değil. Bunu göz önüne aldığınızda siz ne düşünüyorsunuz geçen ayki performans için bilemiyorum ama ben gayet güzel şeyler düşünüyorum. :)
Bu ay sizler için “Yurdum insanı teknolojiyi nerede, ne için kullanıyor?” sorusuna cevap bulmaya çalıştım ve İstanbul’da sıcak bir Cumartesi yakalayıp dışarıya attım kendimi. Bu günü bir anı şeklinde anlatmayı tercih ettim.
Şöyle ufaktan bir giriş yapalım o zaman yazımıza…
Neden İstanbul?
Aslında nedenini hiç düşünmemiştim çünkü İstanbul’da oturuyorum. Ama ülkemden herhangi bir şehir seçecek olsaydım bu teknoloji yolculuğunda kesinlikle İstanbul’u seçerdim. Çünkü burada daha çok insan var ve hepsi farklı kültürlerden gelme.
Başlayalım gezmeye…
Saat 12.00 civarı Bostancı’daki evimden çıkıyorum. İlk olarak bakkala girmek istedim. Bir çikolata alıp enerji depolamalıyım, yorucu bir gün olacak. :) Bakkalda televizyon dışında ilgimizi çekecek bir teknoloji yoktu maalesef. Sahile doğru yürümeye başladım. Amacım hat numarası 4 olan otobüse binip Caddebostan’a gitmek. Sahile doğru yürürken bana doğru gelen anne ve çocuğun konuşmalarına kulak misafiri oldum. :) Çocuk annesinden Play Station 3 istiyordu. Muhteşem bir şey gerçekten. İçimden “Ah ahhh!..” dedim, geçtim. :) Grafiklerini harika yapmışlar. Bence 2008 ve 2009 yılına damgasını vurdu. Zaten yapan belli; Sony. Ben, henüz kötü ürününe rastlayamadım bu markanın. Sahile vardım sonunda, durakta 3-5 dakika geçti ve geldi beklediğim otobüs. Otobüsün içinde iki çocuk ve bir iş adamı vardı en çok teknolojiye yatkın kişiler olarak.
Tahminlerim beni yanıltmadı. Çocuklardan bir tanesinde Play Station Portable var, Loco Roco 2 oynuyor. Çok şirin oyundur. :) Önümüzdeki aylarda incelemesini yapmayı düşündüğüm bir oyun aslında. Neyse, onlar oynayadursun, ben etrafı incelemeye devam edeyim. Bir bayanın telefonu çaldı ve konuşmaya başladı. Gözüm hemen telefon kullanmanın yasak olduğunu gösteren uyarıya kaydı ama benden başka aldıran yoktu sanırım. :) Rahat rahat konuşuyor bayan; karışan, eden de yok…
Caddebostan’dayım…
Kısa süren otobüs macerası son buldu. Bir kafe bulup oturmayı tercih ediyorum, güzel bir Nescafe hiç de fena olmaz hani! :) Cadde’de sevdiğim kafelerden biri olan Havelka’ ya gitmek cazip geldi.
İçeri girdim, neyse ki burada insanlar var. Nescafe siparişimi verdikten sonra, “Bakalım burada ne yakalayabileceğim?” derken önümde oturan bayan ve onun erkek arkadaşının lap-top ile internete girdiğini fark ettim. Açık olan sayfa Facebook’tu. Zaten gözlemlerime göre Türkiye’deki çoğu bilgisayar kullanıcısının bilgisayardaki faaliyeti Facebook ve MSN’den öteye gidemiyor. Üzücü olduğu kadar düşündürücü de bir durum. Neyse, Nescafe’min son damlalarına geldim, hesabı ödedim, çıkıyorum.
Biraz sahilde yürümek güzel olur. Yürürken bir çift durdurdu beni; “Fotoğrafımızı çeker misin?” diyorlar. Tam isabet! :) Ufak Sony fotoğraf makinesini tutuşturdular elime. “Gülümseyin! ” :P Fotoğraf makineleri de ülkemizde yaygın bir şekilde kullanılıyor. Her anımızı kaydetmeyi çok seviyoruz. :) Küçülttükçe de küçülttüler fotoğraf makinelerini. Eskiden filmli fotoğraf makineleri vardı. Hala durur evimde, kocaman objektifleriyle. Onu da taşıyamazsınız zaten her yere. Ama yenileri gerçekten harika. Beğenmediğiniz fotoğrafları anında silebiliyorsunuz. Film derdi yok; bilgisayarınıza atıp saklıyorsunuz. Bu sayede fotoğraflarınızın bozulma riski de yok. Tabii eskiden elimize fotoğrafları alarak bakmak başka bir keyifti, o ayrı…
Biraz da vapur keyfi…
Caddebostan’da biraz turladıktan sonra otobüsle Kadıköy’e attım kendimi. Hava güzel hala, vapur keyfi iyi gelir… “Vapur oldukça kalabalık, buradan çok malzeme çıkacak.” derken yanımdaki kişi iPhone’unu çıkardı cebinden. Biliyorum göreceli bir şey ama bence harika bir icat. Ne güzel; adam vapurda e-postalarını kontrol ediyor aynı zamanda müziğini de dinliyor. Daha ne olsun! Bence gerçekten faydalı bir alet. Düşünsenize, o incecik şeyde ister müzik dinlersiniz, isterseniz boyutlarına göre kocaman olan ekranında film seyredersiniz, isterseniz internette gezintiye çıkarsınız. Dokunmatik ekranı da ayrı bir mevzu zaten. Kaliteli yapmışlar gerçekten.
Müzik sevdalısı çıktık
Vapur yolculuğum bitti. Şu ana kadar edindiğim bilgiler doğrultusunda müziği çok sevdiğimiz kanısına vardım. :) Mp3-çalar, telefon, PSP, vs. Her şeyin içinde müzik var. Genelde de otobüste, vapurda hep müzik dinliyoruz bu aletlerle. Çok güzel bir durum aslında, hele ki benim için. Ben de bu yazımı yazarken müzik dinliyorum.
Ben Ortaköy’e geçip özlediğim kumpirini yemeye giderken siz sevgili okurlarımıza “Önümüzdeki ay görüşmek üzere.” diyorum…
Teknolojiden ayrılmamanız dileğiyle…