Bilgisayarın
başına her oturduğumda klavyenin tam ortasında “J” tuşu dikkatimi çekiyor. Ellerimizin
en işlek parmağı olan işaret parmağının tam ucunda, alay edercesine durmakta.Gerek
İngilizce gerek Türkçe olsun,
kullanılma oranı oldukça düşük bir harf
"J" harfi. Peki, nasıl olur da bu kadar az kullanılan bir harf en
işlek diye tabir edebileceğimiz işaret parmağının ucunda, klavyenin tam
ortasına kurulmuş, hak etmediği mevkiye torpille gelmişçesine, emek sarf
etmeden gelenlerden biri gibi... En çok kullandığımız "A" harfi,
işlevi küçümsenerek bir kenara itilmiş, parmaklarımızın en zayıfı olan serçe
parmağının görev alanında duruyor. Oysa yapılan araştırmalara göre
"A" harfi "J" harfinden yaklaşık 1000 kat daha fazla
kullanılmakta. Bu bir şaka olmalı.
Dünyada
Q klavye olarak bildiğimiz tuş dizilimi aslında daktilonun icat edildiği ilk
günden beri değişmedi. Q klavyenin kullanımı dünyada olduğu gibi ülkemizde de
oldukça yaygın. Birçoğumuz bilgisayarlarımızı Q klavye ile alırız. Satılan notebookların
da neredeyse hepsi "Q" klavyeden oluşmakta. Peki, neden oluşturulmuş
bu "Q" klavye? Neden kullanılması zor olan böyle bir klavyeyi
kullanıyoruz? Aslında bunun için ciddi çalışmalar yapılmaktadır.
Şu an bilgisayarlarımızda kullandığımız klavyelerle
tanışıklığımız eskiye dayanır. Bugünküler nasıl sessiz sedasız yazıyorsa,
daktilolarla birlikte hayatımıza giren eski klavyelerimiz o kadar ahenkli
seslere sahipti. Bilgisayarların olmadığı dönemlerde daktiloların önemi son
derece büyüktü. Fakat daktilolarda iki tuşa aynı anda basılması tuşlara bağlı
olan kolların sıkışmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple hızlı ve on parmak
yazımlarda bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak
üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırılarak en çok
kullanılan
harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmek uygun görülür ve Q
klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkar. Klavyenin adı ise her
klavyede olduğu gibi üst tuş sırasının ilk harfinin “Q” olmasından gelmektedir.
Bu klavye 1873'
te daktiloların hızlı yazma nedeniyle sık sık bozulmasına çare olarak bir mühendisliğe aykırılık abidesi olarak geliştirilmiştir. Zaten amaç, daktilo
kullananları olabildiğince ağır yazmaya zorlamaktı. Böylece daktilo makinesinin
ömrünü de uzatmış olacaklardı. Bilgisayarların icadıyla tuşların bozulma sorunu
ortadan kalkmıştı fakat Q klavye yaygınlaştığından farklı bir klavyeye geçmek
olanaksız gibiydi.
Q klavyenin İngilizceye de uygun olmayışı sebebiyle daha
iyi alternatifleri olabileceğini düşünenler çıkmıştı. Örneğin;1932 yılında
İngilizcede çok kullanılan harflerin klavyenin en kolay ulaşılabilir yeri olan
orta sırasına toplandığı bir klavye dizilimi önerildi. Ancak piyasanın Q klavye
tarafından çoktan istila edilmiş olması ile bu klavyeye olan alışkanlığa, 40 milyonun
üzerindeki daktilonun değiştirilme maliyeti de eklenince bu klavye yayılamadan
yok oldu.
Nur Topu Gibi Klavyemiz Oldu
Daktilonun bir zamanlar sağladığı katkılar tartışılmaz.
Doğal olarak ülkemizde, daktilo kullanımı arttıkça yazmayı kolaylaştırmanın
yolları aranmaya başladı. Üst tuş diziliminin ilk harfiyle anılan klavye
tiplerinde ilk zamanlar çoğumuzun görmediği Fransızların A klavyesini kullandık
fakat bu klavyenin de tuş dizlimi Q klavye gibi Türkçeye
uygun değildi. Benzer
sebeplerle Avrupa’da her ülke kendi klavyesini ortaya koydu. 1930'lu yıllarda Türkçeye
uygun olmayan harf dizilimleriyle oluşturulmuş yabancı daktilo klavyeleriyle
çalışma sıkıntılarını gidermeye yönelik çalışmalar başlatılmıştı. 1946'dan
itibaren Türk diline uygun, standart bir klavye oluşturulması için resmi
makamlara yazılar yazıldı ve İhsan Sıtkı Yener başkanlığında yabancı uzmanların
da bulunduğu bir komisyon oluşturuldu. TDK kılavuzundan yararlanılmasıyla tüm
kelimelerin istatistiği çıkarılarak bilimsel bir klavye oluşturulmaya çalışıldı
ve günümüzdeki “F” harfiyle başlayan ve tamamıyla Türk standardı olan bir
klavye şekillendirildi. Bu yeni
uygulamaya devlet de destek verdi ve bilimsel temellere dayalı oluşturulan F tipi
klavye 1955 yılında "Standart Türk
Klavyesi" olarak onaylandı.
Yaklaşık 30.000 Türkçe sözün ölçü alındığı bir
değerlendirmede Türkçede en çok kullanılan harfler olan, "A" 26.323,
"E" 16.308, "K" 13.542, "İ" 13.384, "M"
11.263, "L" 10.496, "T" 9.669, "R" 8.698 kez
geçmekteydi. Bu oran göz önünde bulundurularak söz konusu harfler F klavyede
yerlerini almıştı.
1956'dan itibaren uluslararası daktilografi yarışmalarında
Türkiye 28 defa dünya birincisi olmuş ve 14'ünde de dünya rekorunu kırmıştır. Bunun
gibi rekorları dünyanın hiçbir ülkesi Q tipi klavyeyle başaramamıştır ama günümüzde
dünyada olduğu gibi F klavye de Q klavyenin gölgesinde kalmaktadır.
Şimdi, bilgisayarınızın başına geçtiğiniz zaman, eğer Q
klavye kullanıyorsanız serçe parmağınız ile A harfine basarken her zorlandığınızda
"bu benim klavyem değil" diye düşünün. Ne A olması gereken yerde, ne
K, ne de S... Yalnızca L ve P, F klavyedeki yerlerinde. Zaten bu klavye bizden
değil. Önce bunu kabul etmek gerek...
Klavye kullanmanın kalem kullanmak kadar önem kazandığını
düşünerek bizim için ciddi araştırmalar sonucu oluşturulmuş, sistematize
edilmiş bir F klavye varken Q klavye, bizi bize ait bir değerden daha
uzaklaştırıyor.