Merhaba sevgili okurlar. Kasım ayında da sizlerle birlikte olmanın sevinciyle yeni yazımı hazırladım. Bu ay sizlere biraz düşlerden bahsedeceğim. Bu yazımın ana fikri aslında, düş gücünün gücüdür. Çünkü eskiden sadece hayal edilen şeylerin şimdilerde alışkanlık olduğunu göreceğiz.
Felsefe derslerinden hatırladığım kadarıyla bilim ve sanat aslında birbiriyle çok zıt gibi görünen kavramlardı. Bilim, deneylerle kanıtlanan tek ve değişmez gerçeğe sahiptir. Sanatsa öznel ve kurmacadır; değişkendir ve hayal gücünün, yaratıcılığın sonucudur. Peki böyle iki zıt kavramın birleşebilme ihtimali var mıdır? Bu soruya “Evet” cevabını veren çağımızın olgusu “bilim kurgu”dur. Gelecekteki olası gelişmeler, bugün mümkün olmayan bilimsel ve teknolojik imkanlarla anlatılır. Kimi zaman kitap, kimi zaman film, kimi zaman da bilgisayar oyunudur.
Edebiyatta İlk Örnekler
Bilim kurgunun tarihçesine baktığımızda Antik Yunan’ın mitolojik hikayelerine kadar uzandığını göreceğiz. Bir masala göre; Girit kralının hizmetinde olan ve bir gün kralı sinirlendiren Dedalus, labirente kapatılır ve oğlu İkarus’la birlikte kanat yapıp kaçarlar. Masalın ilginç yanı, bunu yaparken Dedalus’un hiçbir tanrıdan yardım almamasıdır. M.S. 2. yüzyılda Lukianos’un eserinde de Ay’a giden denizcilerden bahsedilir. Ay kralı ile Güneş kralının savaşlarından söz eden bu eser, bilimden çok kurgunun olduğu bir yapıttır. Kepler‘in bir eserinde de Ay’ın dağları, denizleri ve Dünya ile ilişkisi anlatılır. Ay’a yolculuk hikayelerinin devam ettiği dönemde en ilginç olan eser de Newton’un yer çekimi kanunu sıralarında çıkmış. Hercul Savinien Cyrano de Bergerac’ın bir eserinde yer çekiminden nasıl kurtulabilineceği anlatılmış. Biraz komik de olsa o döneme göre gerçekten ilgi çekici gözüküyor. Bergerac’a göre bir tepsiye oturup mıknatısı sürekli göğe fırlatarak çok yükseklere çıkabilir, bir fanusun içine duman doldurup dumanın uçucu özelliğiyle gökyüzünde özgürce dolaşabilirsiniz. Voltaire‘in “Micromegas” eserinde de kuyruklu yıldızın kuyruğuna takılıp yıldızların arasında dolaşan kahramanları görürüz. Swift’in bildiğimiz eseri “Güliver’in Gezileri” de bilim kurgu örneği olarak gösterilir. Wells’in “Dünyalar Savaşı”nda da dünya dışından varlıklarla savaşlar anlatılır. Yazar Isaac Asimov da insanlığın kurduğu bir uzay uygarlığını anlatmıştır.
Bunun yanında, robotlardan bahseden Asimov’un 3 maddeden oluşan robot yasasına bakarsak kusursuz robotlar üretmek için bir iki ipucu alabiliriz. İlk yasa; robot insana zarar veremez ya da hareketsiz kalarak zarar görmesine yol açamaz. Bundan sonraki eser, bilim kurgunun en önemli örneklerinden sayılır. Mary Shelley‘in “Frankestein, Modern Prometheus”u. Elektrikle, ölü bir yaratığın diriltildiği bu eser o zamana kadar bilim kurguyla bağdaştırılabilecek en iyi eser gibi gözüküyor. Göze çarpan bir diğer eser Mark Twain’in zaman içinde geziyi anlatan “Kral Arthur’un Sarayında Bir Amerikalı”dır. Sanayi Devrimi ile teknoloji unsuru daha çok ön plana çıkar. Jules Verne’in “Ay’a Yolculuk”u, “Denizler Altında 20.000 Fersah”ı dönemin en önemli eserleridir.
Bilim kurgu olan bazı eserlerde fantastik birtakım ögeler de görebiliriz. Aslında bilim kurguyla fantastik edebiyatı birbirinden tamamen ayırmak her zaman mümkün olmaz. Fantastik edebiyat olanaksız şeylerden bahsederken bilim kurgu ürünlerinin ilerde bir gün gerçekleşme olasılığı vardır. Fantastik edebiyatın içeriğinde büyü, mitoloji gibi konular vardır. Cinler, periler, büyücüler, drakulalar, vampirler bu düşsel türün anlattıklarıdır. Bilim kurguda ise uzay gemileri, diğer gezegenlerin yaratıkları, zamanına göre olağanüstü görünen buluşlar ve bunların sonuçları, robotlar, dünyanın akıbeti, ütopyalar söz konusudur. Harry Potter’ın büyücülük okulundaki maceraları, Hayalet Avcıları’nın tehlikeli maceraları yazarının üslubuyla da bütünleşir ve ortaya tam bir düşsel yapıt çıkar. Bu kurguların önemli bir özelliği de var ki, o da hiçbir bireyi ya da ırkı işlemeden nesnel eserler verebilmesidir. Hiç kimsenin kendini savunmaya ihtiyaç duymayacağı ve herkesin kendiyle özdeşleştirebileceği şeyler bulabileceği yapıtlardır.
Sinemada Bilim Kurgu
Bilim kurgu filmleri hayatımıza bilim kurgu kitaplarından daha çok girmiştir. Pek çok insana bilim kurguyu sevdiren bu filmler olmuştur. En iyi bilim kurgu filmlerine baktığımızda pek çoğunun ismini duymuşuzdur. Daha ilgi çekici olansa bu filmlerin ne zaman çekildiği aslında. Henüz teknoloji bu kadar gelişmemişken insanoğlunun sınırsız hayal gücü, yeni jenerasyon olan bizlerin de ismini bildiğimiz pek çok film yaratmış. Bunların en önemlilerini söylemeden geçmek olmaz.
George Melies’in 1902’deki “Ay’a Yolculuk” filmi ilk örneklerdendir. Ay’daki yaratıkları anlatan, mizahi yanı da olan bir filmdir. Harbou’nun “Metropolis”i 1927’de film olmuştur. Bilim kurgu/korku filmlerinin ilki 1910’da çevrilmiş, hepimizin ismini bildiği “Frankestein”dır. 1931’de Frankestein’i Boris Karloff canlandırmıştır ve hepimizde Frankestein denildiğinde korku uyandırır. 50’li yıllar, savaş sonrası dönem olduğundan gelişen savaş teknolojisiyle, atom bombalarıyla bilim kurguda önemli yıllardır. Kitlesel ölümlerin olabileceği ve dünyanın yok olabileceği fikirleriyle uzayın derinlikleri daha da önem kazandı. 1952’deki “Dünyalar Savaşı” da Wells’in eseri olan, dünyaya inen uzaylıların aksiyon ve korku filmidir. Bunların yanında o yıllarda “Yasak Gezegen”, “ Maymunlar Cehennemi”, ardından 70’li yıllarda “Solaris”, “Yıldız Savaşları” gibi pek çok bilindik filmler çekilir. 80’lerde Steven Spielberg yönetmenliğindeki sevimli uzaylı E.T. var. “Geleceğe Dönüş” filmi de yılların unutulmazları arasında.
Terminator serileri, Robocop, Yıldız Savaşları, Jurassic Park gibi filmler hemen herkesin bildiği filmler. “Matrix” bilgisayar programcılığına getirdiği yorumla, ”Transformers” robotlar gezegeniyle ciddi hasılat elde etmiştir. “X-Men”in mutantları da güçlü bir dimağın ürünüdür. “Armageddon”, “Yıldız Gemisi Askerleri” , “Yüzüklerin Efendisi”, “Superman”, “Batman”, “Örümcek Adam” , “Fantastik Dörtlü”, “Uzay Yolu”, “Küp”... Adını söylemeyi unuttuğum sayısız örnek adına tüm bu filmlerin buluştuğu noktayı söyleyerek onları da yazıya dahil etmiş olalım. Bazen ciddiyetsizlikle suçlanan ve sadece eğlence ürünü olarak görülen bu bilimin ve kurgunun ürünleri, aslında bir bilim insanını geliştirebilecek ciddi bir olgudur. Çünkü bilim insanı bir şeyi ortaya çıkarmadan önce, o şeyin ortaya çıkması fikrini düşünmelidir. İşte bilim kurgu, bu yaratıcılığı tetikler ve önemli rastlantılara gerek kalmadan ciddi buluşların yapılmasına katkıda bulunur.
Peki Türkiye’de durum ne? “Dünya’yı Kurtaran Adam”, “Maskeli Beşler”, “Superman” gibi örneklerini bildiğimiz filmlerimiz insanlar tarafından pek tutulmasa da o zamanlarda özveriyle çekilen filmlerdi. Öyle ki, dublör kullanmadan trenin üstüne atlama sahnesinde yaralanmış aktörün bile olduğunu biliyorum. Bunun dışında yabancı film ve romanların çevirisi yapılmaktadır.
Bu kadar örnekten sonra imkansız denen şeyi başarmak elimizdeyse yapmamız gereken tek şey hayal gücümüzü biraz zorlamak. Bir bakmışsınız yıllar sonra Richie Rich çizgi filmi gerçek olmuş…
Kaynaklar :