Güneşli bir cumartesi sabahı; bir elimde çay bardağım,
diğerinde ise bir kitap. Bu kitabın adı “Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin
100“. Gelmiş geçmiş en etkin 100 insanı kafasına göre sıralayan ise Michael H.
Hart adında bir adam. Bu adam oturmuş, üşenmeden o tarih benim, şu tarih senin
araştıra araştıra dünya tarihine yaşadıkları süre içerisinde ve ölümlerinden
bugünlere kadar (birkaçı yaşamları süresince tanınmıyorlardı bile) yön vermiş,
iz bırakmış ve yaşamın akışını değiştirmiş, maddi veya manevi etkiler bırakmış
insanların listesini çıkarmış. Bu listede kimler mi var?
Tabii ki, günümüze
kadar en etkili yaşamışlar peygamberlerdir. Toplumların her dakikasını her
saniyesini etkileyen, toplumu yönlendiren kuşkusuz onlardır. Dolayısıyla ilk
sıralarda Hz. Muhammed ve Hz. İsa’nın olması şaşırtıcı değil. Peki, bunlardan
sonra kim geliyor? “Listeyi ben çıkarsaydım şu olurdu” dediğiniz var mı? Ben “Yazıyı
bulan adam olurdu” demiştim. Yazıyı bulan adam her kimse bilinmiyor ama yazıyı
bulan toplum Sümerler diye biliriz hep. Bence en önemlisi yazının nasıl bugünlere
kadar kalabildiği? Çok garip bir soru sordum, farkındayım. Yani yazı bugünlere
kalsın diye bulunmamıştır bence ya da “Yazıyı icat edelim de bundan 4000 yıl
sonra dergi falan çıkarsınlar” denmedi. Yazının taşınabilirliği konusunda ciddi
sıkıntılar varken yani taşlarda, kayalarda, tabletlerde taşınırken birden birinin
çıkıp bunu parşömene küçültmesi, hafifletmesi hiç de hafife alınacak bir icat
değildir. Gerçekten, adını bilmediğim kişi olan yazıyı bulan adam, sonraki kişi
olarak listede yer almamış olabilir ama yazıyı kağıda dökmeyi başaran adam
listede yer almış. Çinli Ts’ai Lun’u belki çoğu kişi bilebilir ama ben
bilmiyordum. Kağıdı bulan adamın en etkin insan olmasının sebebini anlatmama
gerek yoktur herhalde. Pekiyi, o olmasaydı bir başkası bulur muydu kağıdı?
Asyalılar formülü bildikleri halde onlarca, yüzlerce yıl kağıdı
üretememişlerdir. Kaldı ki, Araplar Çinlilerden çalmış, Avrupa ise bir yolunu
bulmuş yürütmüştür kağıdı. İşte benim çıkardığım ders ise şimdi başlıyor.
Avrupalılar, yazıyı bulan toplumdan kültürel anlamda nasıl bir anda daha fazla gelişebilmiştir?
Bunun cevabını ise Johann Gutenberg veriyor. Eserlerin kısa sürede, sürüyle
baskı haline gelmesi durumu, hiç de basit bir dönüm noktası değildir. Matbaanın
icadından sonra bilimsel buluşların (ki buluşlar zaten bilimsel olur genelde)
ivme kazanması, okur-yazarlığın artması gibi önemli etkiler ise Johann
Gutenberg’in listenin başlarında yer almasını sağlıyor. Demek ki, yazıyı bulduk
“Tamamdır” dememek gerekiyormuş(!).
Gutenberg, elindeki kısıtlı imkanlarla insanlara
sınırsız imkan sunmayı başarmıştı. Bu başarısı için ona teşekkür mü etmeli
bilmiyorum ama bu dönüm noktası sonrasında yapılacak buluşların, çalışmaların “kuşkusuz, son iki yüzyıl içerisinde
yapılacakların” neler olduğunu
tahmin etmesi biraz imkansızdı onun için. Artık yapılacak her şey bir sonraki
nesle girdi olmuştur. Eğer biz şu an Newton’un zamanında neler yaptığını
bilebiliyorsak, yazıyı, kağıdı, matbaayı bulana borçluyuzdur. Aslında az önce
de söylediğim gibi, son iki yüzyıl gibi bir zaman diliminde fazlasıyla borcunu
ödemişizdir diye düşünüyorum. :)
Biz de bu süregelen bilgi alışverişine katkı sağlamak
için kollarımızı çoktan sıvamıştık. “Bakalım bu ay BilişimDergi” neler yapmış
diyorsanız buyurun, okumaya davet ediyorum sizi. İyi okumalar.