Merhaba
Bilişim Dergi okurları. Yeni yılda da Bilişim Dergi yeni sayısıyla
karşınızda. Malum; yeni yılda yılbaşı çekilişleri yapılır ve binbir sır
içinde hediyeler alınır. Benim de bu ayki yazım biraz bu hediyelerle
ilgili oldu sanırım. Daha doğrusu, alınan hediyenin ödemesinin yapıldığı
safhayla ilgili bir mevzu diyelim.
Bir
markete gittiniz, alacaklarınızı aldınız ve kasaya geldiniz. Kasiyer,
ürünleri hızlıca bir ekranın önünden geçiriyor. Sonunda da bir ses:
“Dııt...” ya da bir mağazada beğendiğiniz bir ürünün bedeninize uygun
olanı o mağazada kalmamış. Görevli hemen bilgisayarın başına geçer,
üründeki numara sayesinde stoklara ve diğer şubelere bakar. İşte size
uygun olanı bulunmuştur! Hem siz mutlusunuz, hem satıcı mutlu, hem de
aldığınız ürün.
Öncelikle,
barkodun ne olduğuna ve ne işe yaradığına değinelim. Satın aldığımız
ürünlerin kimlikleridir aslında barkod. Kodlanabilir bilgilerin
bilgisayar ve benzeri cihazlarla okunabileceği basit simgelerdir. Verilerin çizgilerle ve boşluklarla kodlanmış şekli olan bu simgeler, genelde siyah ve beyaz çizgilerle yapılır. Bilgisayar sadece açık ve kapalıyı (diğer bir deyimle Lojik Devre Tasarımı dersinin baş kahramanları 1 ve 0’ları) okuyabilir. Siyah çizgiler açığı yani 1’i, beyaz çizgiler (boşluk da denebilir) kapalıyı yani 0’ı temsil ederler. Bu
çizgiler elektrik sinyallerine dönüşür, barkod okuyucuların kod
çözücüleri de sinyalleri bilgisayar ortamında anlaşılabilecek rakam ve
karakterlere çevirebilir. Barkod kodlaması normalde sadece rakamları
sembolize ediyorken tüm ASCII karakter setine büyük harf ve daha fazlası
da eklenmiştir. Ayrıca barkod alanına daha fazla bilgi sığdırma
ihtiyacı iki boyutlu barkodların da geliştirilmesine katkıda
bulunmuştur.
Peki, barkod niçin gerekli?
Bu
sorunun yanıtı için barkodun nasıl ortaya çıktığına değinelim. Aslında
sayıları çizgi desteleriyle simgelemek yeni bir düşünce değil. Tarih
öncesi dönemde, kemik ve tahta parçalarına atılan çentiklerle de bazı
basit hesapların çetelesi tutulmaktaydı. 1940’lı yıllarda, bir market
zinciri sahibi, kasada tüm ürün bilgilerini otomatik kaydeden bir sistem
geliştirilmesini istemiş. ABD’li bir öğrenci olan Bernard Silver ve
onun arkadaşı doktora öğrencisi Norman Woodland işe koyulmuşlar. Veriler
toplanırken bilgilerin bilgisayar ortamına hatasız ve hızlı bir şekilde
aktarılması insan faktörüyle biraz zordur. Bu yüzden optik okuyucular
geliştirilmiştir.
Nasıl yapılır?
Barkodların
nasıl üretildiğine gelince; basım aşamasında farklı yöntemler
kullanılmakta. Dot matrix (nokta vuruşlu) yazıcılar barkodların
noktalardan oluşan bir matris olması mantığıyla çalışırlar; basılan kod
parçalıdır ve gücü düşüktür. Direct thermal baskı yüzeyi kimyasalla
kaplanmış kağıtlarla yapılır. Yazıcıyla ısıtılan nokta kararır, görüntü
keskindir. Ink jet baskıda ise püskürtücü iğnelerle yüzeye temas
edilmeden net görüntü hızlı bir şekilde elde edilir. Laser yönteminde pozitif
yüklü alanı terkederek, basılacak karakter temsil eden yüzeye çarpar.
Yüzeye negatif şarj edilmiş toner boşaltılır. Toner, baskı yapılacak
yüzeydeki yüklü alanlar tarafından çekilir. Isı ve basınç, görüntüyü
maddeye taşımak ve yapıştırmak için kullanılır.
Barkodların çeşitli tipleri de bulunmakta. EAN
(European Article Number), Avrupa Madde Numarası standardı ve bunun
Amerika’daki karşılığı ise UPC (Universal Product Code) Uluslararası
Ürün Kodu en yaygın kullanılan tiplerdendir. EAN kodu,
Türkiye’de TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) tarafından
veriliyor. EAN sadece rakam kodlar. 13 haneli bir EAN kodu
incelendiğinde bu barkod 4 gruba ayrılmış 13 haneli bir kod olarak
düşünülür: 3, 4, 5, 1. İlk üç hane barkodun kullanıldığı ülkeyi temsil
eder. TOBB’nin 1988 yılında EAN’ye üye olmasıyla ülkemize verilen kod
869’dur. Merak ettiğiniz diğer ülkelerin kodları da internette
rahatlıkla bulunabilmekte. Ülke kodundan sonraki dört hane diğerleri
tarafından kullanılamayacak olan kendine özgü olan firmayı temsil eder.
Beş hane de şirketin ürünlerini kodlamasında kullanılır. Geriye kalan
son hane de barkod okuyucunun barkodu okurken doğru okuyup okumadığını
kontrol edebilmesi için kullanılır.
Tarayıcıdan
geçirilen bir barkod sırayla şu işlemlerden geçer: Kod numaraları
sağdan başlanarak ilk hane tek olmak üzere tekli ve çiftli olarak ikiye
ayrılır. İki gruba ayrılan bu numaralar kendi aralarında toplanır. Tekli
hanelerin toplam sonucu 3 ile çarpılır ve çift hanelerin toplamıyla
toplanır. Bulunan son toplama 10’ un katı olması için gerekli sayı
eklenir. İşte bu eklenen sayıyla kontrol sayımız aynı olmalıdır.
Tek haneli karşı rakamların toplamı: 2+5+5+3+5+4=24
24x3=72
Çift haneli rakamların toplamı: 3+4+4+6+4+3=24
72+24=9696+4=100 (10’un katı oldu)
Kontrol hanesi 4=4 (eklenen sayı)
Aslında
dikkatli bir şekilde incelersek biz de barkod okuyabiliriz. Gördüğümüz
en ince çizgi ya da boşluk bir birimi temsil edecektir. Bu şekilde çizgi
ve boşluklar orantlılı olarak bir, iki, üç ve dört birim genişliklerde
olacak. Örneğin; 101 kodunun şekli bir ince çizgi bir beyaz çizgi ve
tekrar ince bir çizgi olacaktır.
Barkodlar
ayrıca bilimsel araştırmalarda da önemli yer sahibi. Bir biyoçeşitlilik
projesinde milyonlarca böcek örneği kaydedilebiliyor ve bilgiler
kolaylıkla saklanabiliyor. Bu şekilde böcek davranışlarını incelemede
çok yardımı dokunuyor.
Barkod
çizgileri yalnızca ürünün referans numarasını içerir, ürün hakkında
açıklama vermez. Bu referans numarası ancak bilgisayara aktarıldığında,
bilgisayarda özellikleri yüklü ürünle ilgili ayrıntılı bilgi ve fiyata
ulaşılır. Hızlı, doğru ve kolay bilgi giriş yöntemi olan barkodlar,
sistemlerin daha ekonomik kullanılmasını da sağlar. Hangi ürünün ne
kadar sattığı, stok saptanması, yeni siparişin belirlenebilmesi gibi
konularda barkodlar inanılmaz bir kolaylık ve kullanışlılık sunar.
Programlama
bilgisine güvenenler kendi barkodlarını da üretebilir. İyi çizim
yapabiliyorsanız kendi barkodlarınızı kendiniz de çizebilirsiniz. Hatta
bazı yaratıcı fikirlerle barkodlarınızı daha da eğlenceli hale
getirebilirsiniz. Artık gereksiz gibi görünen bu saçma çizgilerin
hepimiz için ayrı bir anlamı olacaktır diye düşünüyor ve “gelecek ayda
görüşmek dileğiyle” diyorum…
Kaynaklar:
|