Merhaba sevgili
okurlar.
Havalar artık ısındı;
çiçekler, börtüler, böcekler, ağaçlar, ormanlar... (Erman, dur!) Hepsi
birbirinden güzel. :)
Tabii yaza yaklaşınca,
oyun aleminde de bir hareketlenme oldu. Uzun zamandır beklenen oyun PC’ye
geldi. Bu ay sizler için incelediğim oyun: Assassin's Creed 2! İsmi bile yeter
bazı oyun severler için. :)
Yine Ubisoft, yine süper bir oyun!
Geçtiğimiz aylarda
Ubisoft firmasını da şöyle bir incelemiştim hatırlarsanız, takip eden
okurlarımız bilirler. Ubisoft’un Assasin’s Creed oyunun ilk versiyonunu da
oynayan okurlarımız bu oyunu sanıyorum ayıla bayıla oynayacaktır.
Ana karakterimiz değişmiş...
İlk oyunda adı Altaïr Ibn
La-Ahad olan karakterimiz tozlu raflara kaldırılmış, yerine Ezio Auditore di Firenze adında soylu bir
aileden gelen bir delikanlı geçmiş. Biraz Türk filmi edasıyla oyundaki
amacımız: Ezio’nun öldürülen ailesinin intikamını almak. Pek bir Cüneyt Arkın filmi
havası var bu konuda. :)
Bu karakterimiz de tıpkı birinci oyundaki gibi, hopluyor, zıplıyor,
koşuyor vs. Bütün akrobatik hareketleri yapabiliyor. Bu kadar benzerliğin yanı
sıra Ezio’nun soylu bir aileden gelmiş olması en büyük fark ve tabii oyunun başında
bir suikastçı kıyafeti giymemesi de... Yani Ezio, sonradan suikastçı olan bir
karakter.
Karakterimizin silahanmasında da farklılıklar var. İki tane gizli bıçak
eklemişler elemanımıza ve bu bıçaklardan birinde ateş etme özelliği de var.
Oyuna başlayış ve oyun
Oyuna yine eskisinde olduğu gibi aynı yerden başlıyoruz. Animus 2.0
aracından geçmişe yolculuk yapıyoruz. Ama bu sefer Animus’u kullanmadan önce
laboratuvarda biraz kargaşa yaratarak kaçış yapıyoruz.
Animus 2.0 aracılığıyla ilk durağımız Floransa oluyor. İtalya’nın
muazzam mimarisiyle hayat bulmuş bu şehrin, oyundaki görünüşü gerçekten muazzam
olmuş. Şehirde serbest bir şekilde dolaşmak bile insana büyük bir keyif
veriyor. Tabii görev yapmanın zevki de bambaşka...
Oyundaki ilk görevler genelde mektup al, mektup götür tarzı görevler
oluyor. Bunların yanı sıra ailevi görevler de bulunuyor. Bu görevlerle oyun
bize ailemizin dostlarını, düşmanlarını tanıtmayı hedef almış gibi görünüyor.
Zaman zaman bu aile dostlarımızdan yardım da alabiliyoruz. Aile dostlarımızın
arasında hepimizin iyi bir şekilde bildiği ünlü ressam Leonardo Da Vinci de
bulunmaktadır. Da Vinci, biliyorsunuz ki sadece resim alanında değil, icat
alanında da epey başarılıydı. Bu icatlar da bize oyunda çok yardımcı olacak.
İlk oyunun eksiklerinden biri olan para, ikinci oyunda devreye girmiş.
İlk oyunda insanları kovalayıp eşyalarını çalarken sadece işimize yarayan (yani
görevin bizden istediği) şeyi çalıp yolumuza devam ediyorduk. Para sıkıntımız
falan yoktu, eşyalarımız oradan buradan geliyordu. Yani gerçekçilikten uzak bir
oyun sistemi vardı. İkinci oyunumuzda bu eksikliği gidermişler. Etkisiz hale
getirdiğimiz gardiyanlardan, yolda gördüğümüz insanlardan çaktırmadan para
aşırabiliyoruz. Resmen cepçi olmuşuz yan. i:)
Tabii sadece çalıp çırparak kazanmak zorunda değiliz parayı. Oyunun
içerisinde çeşitli yerlerde gizli sandıklardan bulabiliyoruz, görevlerden
kazanabiliyoruz.
Peki, “Para ne işimize yarıyor?” sorusuna gelirsek... Pek çok güzel
alanda kullanabiliyoruz. Eskiyen kıyafetlerimizi yenileyebiliyoruz, yeni
silahlar alabiliyoruz. Bunlar her oyunda olabilecek şeyler. Ekstra özellikler
eklemişler para konusunda ki, beni asıl tavlayan orası oldu. :) Para saçma gibi
bir özellik eklemişler. Bir yerlerden sıvışmak için kargaşaya mı ihtiyacınız
var? E, o zaman saçın paraları yere. :) Birden etraftaki halk yere kapaklanıp,
paralara saldırıyor. Siz de o kargaşada hemen aradan sıvışabiliyorsunuz. :) Gerçekçi olan bu özellik sizi pek çok yerden
kurtarabiliyor. Ek olarak yine güzel bir özellik: Etrafınızdaki insanları para
karşılığı tutabiliyorsunuz ve size görevlerinizde, kaçmanızda vs. yardımda
bulunabiliyorlar. Para ile yapabileceğimiz bir başka iş daha var ki, onu da
oyunda biraz ilerleyince görebileceksiniz. Amcamızın şehrini inşa etmemiz
gerekiyor. Şehri daha kullanılabilir hale getirmek için gözetleme kuleleri,
silahçılar vs. ekliyoruz.
Can konusuna gelirsek, yine ilk oyundaki gibi çoğu şey. Sol üstte yine
can durumumuzu gösteren şekiller bulunmakta. Kavga esnasında ya da düşmelerde
canımız azalabiliyor. Tekrar artmasını beklemek bir seçenek ama ikinci oyunumuza
birinciden farklı olarak canımızı hemen doldurmamıza yarayan araçlar
eklemişler. Doktora gidip para karşılığı tedavi olabiliriz ya da daha önceden
almış olduğumuz iğneleri kullanarak yine can durumumuzu eski haline
getirebiliriz.
Bu tip özellikler oyuna eklenerek ilk oyundaki gerçekçiliği azaltan
faktörler epey yok edilmiş ve oyuna daha çok renk getirilmiş. Oyun sıradan
olmaktan çıkmış. ;)
Grafikler
İşte oyunun en can alıcı noktalarından birine geldik... İtalya’nın
mimarisi, günümüz teknolojisyle belki de en iyi bu şekilde sanal ortama
aktarılabilirdi... Işık oyunları, gölgelendirmeler, gece-gündüz geçişleri,
dumanlar, binaların ayrıntıları... Her biri birbirinden güzel bir şekilde inşa
edilmiş. Venedik, Floransa, Roma, Toskana gibi yerleri çok güzel bir şekilde
işlemişler.
Oyunun dövüş animasyonlarında da çeşitlenme mevcut. Arkadan bıçak
saplamak, yakasına yapışmak gibi hareketler görebiliyoruz oyunda. Atlamalar, zıplamalar ilk oyuna benzese de
farklılıklar mevcut.
Bu kadar güzel mimari, animasyonun yanında yüz detayları yine beni ilk
oyundaki gibi tatmin etmedi. Konuşmalarda özellikle daha gerçekçi bir şeyler
yapılabilirdi ama buna rağmen grafiklere tek kelimeyle, “Uçmuş!” diyebilirim. :)
Sesler
Oyunun sesleri oldukça tatmin edici. Her karakter için ayrı
seslendirilme yapılmış olan bu oyunda özellikle İtalyan aksanındaki İngilizce
telaffuzlar... Tek kelimeyle harika olmuş. Müzikler de bir o kadar güzel. İlk
oyuna benzer şekilde olsa da sokak sanatçıları eklenmesi beni epey etkiledi.
Birden yanınızda biten sokak çalgıcıları sizden para dileniyor; bazen can
sıkıcı olabiliyor ama.
Oynanış
Görevleri yine ilk oyuna benzer şekilde harita yardımıyla alıp harita
yardımıyla gerçekleştirebiliyoruz. İlk oyundaki gibi yine muhafızlara
yakalanmadan ilerlemek faydanıza olacaktır. Eğer sizi fark ederlerse kurtulmak
için samanlık, kuyular, çadırlar sizi saklayacak en güzel yerler oluyor ya da
hızlıca kaçmak da bazen iyi bir çözüm olabiliyor. Kaçışta da ilk oyundan fark
olarak toz bombası kullanabiliyorsunuz.
Oynanışta, ilk oyuna ek olarak yüzme özelliği eklemişler. İlk oyunda
kedi gibi sudan kaçan karakterimiz artık yüzme konusunda yarışmalara katılacak
maşallah. Muhafızlardan saklanmanın bir diğer yolu da suya atlayıp dipte
birazcık gezinmek...
Yazımın başlarında oyundaki para konusunu anlatmıştım. Oynanıştaki en
büyük farklardan biri bu, eskisine göre. Eskiyen eşyalarımızı tamir ettirmemiz
gerekiyor çoğu zaman. Eskiyen bir bot koşmanıza engel olabiliyor mesela...
Oyunda silah çeşitliliğimiz epey artmış. Eskisinde ufak bir suikastçı
bıçağı, orta boy bir bıçak ve kılıç varken bunda balyoz, balta, mızrak gibi
eşyaları kullanabiliyoruz artık. Çift bıçak taşıma da eklemiş Ubisoft
amcalarımız... Hele bir de uzaktan bıçak atma var... Değmeyin keyfimize. :)
Yine şehirler arası mesafeler mevcut ve bu mesafelerde en iyi
arkadaşlarımız yine atlar. İlk oyuna eklemeler yapmışlar ama bu yolculuklar
için. Para karşılığı at arabalarına binebiliyoruz. Gondol kullanabiliyoruz,
kanat takıp uçabiliyoruz.
Kontroller de daha işlevsel olmuş Assassin’s Creed II oyununda. Dövüş
esnasında rahat rahat kombomuzu yapabiliyor, düşmanlarımızı etkisiz hale getirebiliyoruz.
Ek olarak, daha önceden almış olduğumuz sağlık iğnelerini kısayol tuşlarına
atayarak dövüş esnasında sağlığımıza kavuşabiliyoruz.
Kullanıcı menüsü de epey güzel olmuş oyunumuzun.
Sonuç olarak
Oyun ilk oyuna oranla inanılmaz derecede güzel olmuş, ilkini bile ağzım
açık bir şekilde oynarken bunu nasıl oynadığımı düşünün artık. :)
Oyuna 10 üzerinden puan verirsem ayıp olmasın diye azıcık puan kırarak “9.5”
derim.
Herkese keyifli oyunlar diliyorum sevgili okurlar. Teknolojiyle kalın.
Önümüzdeki ay yeniden görüşmek üzere.