Assassin's Creed II Haziran 2010 | Sayı : 15

Merhaba sevgili okurlar. 

Havalar artık ısındı; çiçekler, börtüler, böcekler, ağaçlar, ormanlar... (Erman, dur!) Hepsi birbirinden güzel. :)

Tabii yaza yaklaşınca, oyun aleminde de bir hareketlenme oldu. Uzun zamandır beklenen oyun PC’ye geldi. Bu ay sizler için incelediğim oyun: Assassin's Creed 2! İsmi bile yeter bazı oyun severler için. :)

Yine Ubisoft, yine süper bir oyun!

Geçtiğimiz aylarda Ubisoft firmasını da şöyle bir incelemiştim hatırlarsanız, takip eden okurlarımız bilirler. Ubisoft’un Assasin’s Creed oyunun ilk versiyonunu da oynayan okurlarımız bu oyunu sanıyorum ayıla bayıla oynayacaktır.

Ana karakterimiz değişmiş...

İlk oyunda adı Altaïr Ibn La-Ahad olan karakterimiz tozlu raflara kaldırılmış, yerine Ezio Auditore di Firenze adında soylu bir aileden gelen bir delikanlı geçmiş. Biraz Türk filmi edasıyla oyundaki amacımız: Ezio’nun öldürülen ailesinin intikamını almak. Pek bir Cüneyt Arkın filmi havası var bu konuda. :)

Bu karakterimiz de tıpkı birinci oyundaki gibi, hopluyor, zıplıyor, koşuyor vs. Bütün akrobatik hareketleri yapabiliyor. Bu kadar benzerliğin yanı sıra Ezio’nun soylu bir aileden gelmiş olması en büyük fark ve tabii oyunun başında bir suikastçı kıyafeti giymemesi de... Yani Ezio, sonradan suikastçı olan bir karakter.

Karakterimizin silahanmasında da farklılıklar var. İki tane gizli bıçak eklemişler elemanımıza ve bu bıçaklardan birinde ateş etme özelliği de var.

 Oyuna başlayış ve oyun

Oyuna yine eskisinde olduğu gibi aynı yerden başlıyoruz. Animus 2.0 aracından geçmişe yolculuk yapıyoruz. Ama bu sefer Animus’u kullanmadan önce laboratuvarda biraz kargaşa yaratarak kaçış yapıyoruz.

Animus 2.0 aracılığıyla ilk durağımız Floransa oluyor. İtalya’nın muazzam mimarisiyle hayat bulmuş bu şehrin, oyundaki görünüşü gerçekten muazzam olmuş. Şehirde serbest bir şekilde dolaşmak bile insana büyük bir keyif veriyor. Tabii görev yapmanın zevki de bambaşka...

Oyundaki ilk görevler genelde mektup al, mektup götür tarzı görevler oluyor. Bunların yanı sıra ailevi görevler de bulunuyor. Bu görevlerle oyun bize ailemizin dostlarını, düşmanlarını tanıtmayı hedef almış gibi görünüyor. Zaman zaman bu aile dostlarımızdan yardım da alabiliyoruz. Aile dostlarımızın arasında hepimizin iyi bir şekilde bildiği ünlü ressam Leonardo Da Vinci de bulunmaktadır. Da Vinci, biliyorsunuz ki sadece resim alanında değil, icat alanında da epey başarılıydı. Bu icatlar da bize oyunda çok yardımcı olacak.

 İlk oyunun eksiklerinden biri olan para, ikinci oyunda devreye girmiş. İlk oyunda insanları kovalayıp eşyalarını çalarken sadece işimize yarayan (yani görevin bizden istediği) şeyi çalıp yolumuza devam ediyorduk. Para sıkıntımız falan yoktu, eşyalarımız oradan buradan geliyordu. Yani gerçekçilikten uzak bir oyun sistemi vardı. İkinci oyunumuzda bu eksikliği gidermişler. Etkisiz hale getirdiğimiz gardiyanlardan, yolda gördüğümüz insanlardan çaktırmadan para aşırabiliyoruz. Resmen cepçi olmuşuz yan. i:)  Tabii sadece çalıp çırparak kazanmak zorunda değiliz parayı. Oyunun içerisinde çeşitli yerlerde gizli sandıklardan bulabiliyoruz, görevlerden kazanabiliyoruz.

Peki, “Para ne işimize yarıyor?” sorusuna gelirsek... Pek çok güzel alanda kullanabiliyoruz. Eskiyen kıyafetlerimizi yenileyebiliyoruz, yeni silahlar alabiliyoruz. Bunlar her oyunda olabilecek şeyler. Ekstra özellikler eklemişler para konusunda ki, beni asıl tavlayan orası oldu. :) Para saçma gibi bir özellik eklemişler. Bir yerlerden sıvışmak için kargaşaya mı ihtiyacınız var? E, o zaman saçın paraları yere. :) Birden etraftaki halk yere kapaklanıp, paralara saldırıyor. Siz de o kargaşada hemen aradan sıvışabiliyorsunuz. :)  Gerçekçi olan bu özellik sizi pek çok yerden kurtarabiliyor. Ek olarak yine güzel bir özellik: Etrafınızdaki insanları para karşılığı tutabiliyorsunuz ve size görevlerinizde, kaçmanızda vs. yardımda bulunabiliyorlar. Para ile yapabileceğimiz bir başka iş daha var ki, onu da oyunda biraz ilerleyince görebileceksiniz. Amcamızın şehrini inşa etmemiz gerekiyor. Şehri daha kullanılabilir hale getirmek için gözetleme kuleleri, silahçılar vs. ekliyoruz.

Can konusuna gelirsek, yine ilk oyundaki gibi çoğu şey. Sol üstte yine can durumumuzu gösteren şekiller bulunmakta. Kavga esnasında ya da düşmelerde canımız azalabiliyor. Tekrar artmasını beklemek bir seçenek ama ikinci oyunumuza birinciden farklı olarak canımızı hemen doldurmamıza yarayan araçlar eklemişler. Doktora gidip para karşılığı tedavi olabiliriz ya da daha önceden almış olduğumuz iğneleri kullanarak yine can durumumuzu eski haline getirebiliriz.

Bu tip özellikler oyuna eklenerek ilk oyundaki gerçekçiliği azaltan faktörler epey yok edilmiş ve oyuna daha çok renk getirilmiş. Oyun sıradan olmaktan çıkmış. ;)

 

Grafikler

İşte oyunun en can alıcı noktalarından birine geldik... İtalya’nın mimarisi, günümüz teknolojisyle belki de en iyi bu şekilde sanal ortama aktarılabilirdi... Işık oyunları, gölgelendirmeler, gece-gündüz geçişleri, dumanlar, binaların ayrıntıları... Her biri birbirinden güzel bir şekilde inşa edilmiş. Venedik, Floransa, Roma, Toskana gibi yerleri çok güzel bir şekilde işlemişler.

 

Oyunun dövüş animasyonlarında da çeşitlenme mevcut. Arkadan bıçak saplamak, yakasına yapışmak gibi hareketler görebiliyoruz oyunda.  Atlamalar, zıplamalar ilk oyuna benzese de farklılıklar mevcut.

Bu kadar güzel mimari, animasyonun yanında yüz detayları yine beni ilk oyundaki gibi tatmin etmedi. Konuşmalarda özellikle daha gerçekçi bir şeyler yapılabilirdi ama buna rağmen grafiklere tek kelimeyle, “Uçmuş!” diyebilirim. :)

 

Sesler

Oyunun sesleri oldukça tatmin edici. Her karakter için ayrı seslendirilme yapılmış olan bu oyunda özellikle İtalyan aksanındaki İngilizce telaffuzlar... Tek kelimeyle harika olmuş. Müzikler de bir o kadar güzel. İlk oyuna benzer şekilde olsa da sokak sanatçıları eklenmesi beni epey etkiledi. Birden yanınızda biten sokak çalgıcıları sizden para dileniyor; bazen can sıkıcı olabiliyor ama.

 Oynanış

Görevleri yine ilk oyuna benzer şekilde harita yardımıyla alıp harita yardımıyla gerçekleştirebiliyoruz. İlk oyundaki gibi yine muhafızlara yakalanmadan ilerlemek faydanıza olacaktır. Eğer sizi fark ederlerse kurtulmak için samanlık, kuyular, çadırlar sizi saklayacak en güzel yerler oluyor ya da hızlıca kaçmak da bazen iyi bir çözüm olabiliyor. Kaçışta da ilk oyundan fark olarak toz bombası kullanabiliyorsunuz.

Oynanışta, ilk oyuna ek olarak yüzme özelliği eklemişler. İlk oyunda kedi gibi sudan kaçan karakterimiz artık yüzme konusunda yarışmalara katılacak maşallah. Muhafızlardan saklanmanın bir diğer yolu da suya atlayıp dipte birazcık gezinmek...

Yazımın başlarında oyundaki para konusunu anlatmıştım. Oynanıştaki en büyük farklardan biri bu, eskisine göre. Eskiyen eşyalarımızı tamir ettirmemiz gerekiyor çoğu zaman. Eskiyen bir bot koşmanıza engel olabiliyor mesela...

 Oyunda silah çeşitliliğimiz epey artmış. Eskisinde ufak bir suikastçı bıçağı, orta boy bir bıçak ve kılıç varken bunda balyoz, balta, mızrak gibi eşyaları kullanabiliyoruz artık. Çift bıçak taşıma da eklemiş Ubisoft amcalarımız... Hele bir de uzaktan bıçak atma var... Değmeyin keyfimize. :)

Yine şehirler arası mesafeler mevcut ve bu mesafelerde en iyi arkadaşlarımız yine atlar. İlk oyuna eklemeler yapmışlar ama bu yolculuklar için. Para karşılığı at arabalarına binebiliyoruz. Gondol kullanabiliyoruz, kanat takıp uçabiliyoruz.

Kontroller de daha işlevsel olmuş Assassin’s Creed II oyununda. Dövüş esnasında rahat rahat kombomuzu yapabiliyor, düşmanlarımızı etkisiz hale getirebiliyoruz. Ek olarak, daha önceden almış olduğumuz sağlık iğnelerini kısayol tuşlarına atayarak dövüş esnasında sağlığımıza kavuşabiliyoruz.

Kullanıcı menüsü de epey güzel olmuş oyunumuzun.
 

Sonuç olarak

Oyun ilk oyuna oranla inanılmaz derecede güzel olmuş, ilkini bile ağzım açık bir şekilde oynarken bunu nasıl oynadığımı düşünün artık. :)

Oyuna 10 üzerinden puan verirsem ayıp olmasın diye azıcık puan kırarak “9.5” derim.

Herkese keyifli oyunlar diliyorum sevgili okurlar. Teknolojiyle kalın. Önümüzdeki ay yeniden görüşmek üzere.

      Erman TEPE
İ.Ü. Bilgisayar Mühendisliği 2. Sınıf
İUBK Başkan Yardımcısı
- Haziran 2010 -
Editörden... | Muhammed CÜCE Sonsuzluk | Ilgın UĞUR Java Teknolojisi ve Geliştirme Araçları | Bülent ÇOBANOĞLU OOP Mantığı | Cengiz ATİLLA Assassin's Creed II | Erman TEPE SHA-1 Algoritması | Kayhan KIRGIZ Elektrofobi | Muhammed CÜCE Donanım Elemanları | Oğuz BIYIK Cloud Computing Güvenliği | Emre BALCI Joomla Bileşenleri | Serkan AKDEMİR Derleyicilerin Yapısı - 2 | Ercan ZENGİN Kadın ve Bilişim | Feyzan SARUHAN
« önceki sayfa - 4 - sonraki sayfa »

ana sayfa | arşiv | dergimiz | künye | iletişim | yazarlar için...
© 2009-2010 Bilisimdergi.Com Tasarım - Kodlama : İU BİLGİSAYAR

Creative Commons License
Bilişim Dergi içeriği  Creative Commons  lisansı ile korunmaktadır.
Kaynak göstermek ve link vermek şartıyla yazılarımızı kullanabilirsiniz.