Merhaba sevgili okurlar. Yeni bir sayımızla birlikte yeniden karşınızdayız. Bu ay sizler için, çıkış tarihi üzerinden zaman geçmiş ama Türkiye’de henüz kimsenin elinde görmediğim bir ürün hakkında yazmak istiyorum.
Dergimizin ilk sayısını da okuduysanız -ve benim yazımı da- müzikle ilgili birisi olduğumu anlamışsınızdır. Bu ay da ilgi alanımla bilişimin kaynaştığı noktayı bulup yazımı hazırlamaya çalıştım.
Enstrüman çalan çoğu insan “ah şunun akordunu biri yapsa keşke” diye geçirmiştir içinden. Enstrümanın akordunu yapmak genelde zaman kaybıdır. Hele ki sahnedeyseniz, elinizin çabuk olması gerekmektedir. Artık bu dertten elektro gitar çalan ya da çalmak isteyen arkadaşlarımız kurtuluyor - tabii ki parası varsa :) -
Gibson ismini çoğu kişi duymuştur. Adını Slash, Zakk Wylde, Gary Moore gibi isimlerle daha da çok göklere taşıyan Gibson firması, elektro gitarda resmen çığır açtı, hayalleri gerçek kıldı… Kendi değimleriyle “Robot Gitar” kullanıcılarıyla buluştu.
Nedir bu gitarı robot yapan?
Gitarın diğerlerinden ayrılan en büyük özelliği akordunu kendi kendine yapabiliyor olması. Tuşuna basıyorsunuz, tellerine dokunuyorsunuz ve geri kalan her şeyi Gibson’ ınıza bırakıyorsunuz. Daha ne olsun? :) Sahnedesiniz, parça arasında tek hamlede en fazla 1 dakika içerisinde gitarınızın akordu tamamlanıyor.
Bu güzelliğin teknolojisini anlatmak basit ama yapması sanırım hiç de basit değil. Gitarın sap kafasının arkasında “Neck CPU” bulunmakta, yani sap işlemcisi. “Bütün olay orada bitiyor” diyebilirim. Asıl işlemi bu ufak parça yönetiyor. Beynimiz gibi… Köprüden ve tellerden aldığı sinyalleri algılayarak yapılması gerekeni burgulara yaptırıyor.
Biraz da gitarı gitar yapan özelliklerine değinelim.
Standart Les Paul kasa Gibson Robot gitarın gövdesi akçaağaç ve maundan oluşmakta, çoğu Gibson firmasının gitarlarında olduğu gibi.
Manyetikler “490R” ve “498T” Gibson Humbucker manyetiklerden oluşmaktadır. O inanılmaz Gibson tonunun temel taşı diyebilirim bu manyetikler için.
Bu gitarın köprüsü de kendine has bir şekilde geliştirilmiş. Dışarıdan bakılınca gayet normal gözüken bu köprüye yakından bakarsak alışılmışın dışında olduğunu görürüz. Her teli birbirinden ayrı şekilde inceleyecek bir izolasyon sistemine sahip. Burada mühendis arkadaşlarımızın gitarın kendi kendini akort etmesi için nasıl bir algoritma hazırladıklarını kestirebiliyoruz.
Bu muazzam tasarımın klavyesi abanozdan yapılmış ve alışık olduğumuz şekilde 22 perdeden oluşuyor. Perdeler
%80 nikel %20 gümüşten oluşuyor. Bu da bizlere uzun ömürlü perde sağlıyor. Abanozun koyu rengi de gitarın çekiciliğini artırıyor.
Gibson gitarların kontrol mekanizması genelde 2 ton düğmesi ve 2 ses düğmesiyle sağlanır. Bu güzellikte de aynı şekilde ama ufak bir farklılıkla. Bizi en büyük dertten kurtaran tuş bu düğmelerle birleştirilmiş. En köşedeki yerde bulunan bu tuşa bastığımız anda akordumuz tamamlanıyor.
Keşke Gibson firmasından denemem amaçlı bu yazımı hazırlarken bir tanecik Gibson Robot alabilseydim ya da hediye etselerdi. :) Bu sayede sizlere rahatlığı, duruşu, sesi konusunda daha ayrıntılı inceleme yapabilirdim. Ne yapalım, sağlık olsun. :) Çoğu müzikle uğraşan ama Gibson’ ına kavuşamayan insanlar gibi ben de hayal etmekle yetineceğim…
Önümüzdeki ay görüşmek üzere sevgili okurlar. Gözünüzden teknoloji, kulağınızdan müzik, kalbinizden Bilişim Dergi eksik olmasın. :P