Sahne 1
Yer: Çok fazla kitabın ve bilginin olduğu, boş vakit ve eğlencenin olmadığı bir oda
Saat 06.00 sularında uyandığımı hatırlıyorum. Yarım kalmış soğuk bir kahve, kırmızı bir kupa içinde duruyor. Yavaş yavaş yılbaşının geldiğini hatırlatan bu bardak, camdaki kuşun yokluğuna sebep olan karlar, gökyüzünün, bugün için biz insanlara zor şartlar hazırladığından hiçbir şüphem yok. Doğrusu, elimi yüzümü yıkadığımı hatırlıyorum. Şarjı bitmekte olan laptop'ıma gözüm takılıyor ve hemen onu şarja takıyorum. Bir yazılımcının yapmaması gereken bir şeyi yaptığımı rüyamda görür gibiydim. Bütün bir gün, aralıksız uğraştığım yeni projemi kaydetmemiştim ve bu büyük sürprizin gerçekliğini sorgulama vaktim olduğunu düşünmemiştim. Hemen, projemi tekrar tekrar kaydettim. Evet, okulumun son zamanlarda üstüme yüklediği projelerden bıkmışlığım yetmezmiş gibi yetiştirmem ve geliştirmem gereken, yarım kalmış "Kaydedilenler" adlı klasörümde saklı dosyalarımın hepsi benden ilgi bekliyordu. Onlara dokunmam, onları değiştirmem gerekiyordu. Tüm bu yoğunluğun içinde saatin 7.00 olduğunu gördüm, daha doğru ifade edersek saatin varlığını duymuştum. Yapmam gerekenler için telefonumun alarmı, beni dansa kaldırır gibi odanın içinde rüzgâr gibi bir müziğin oluşumu, şu an tam yaşamımın ortasındaydı. Artık gerçekten uyanmıştım ve işe koyulma vaktinin geldiği ile ilgili şüphelerim tamamen bitmişti.
Sahne 2
Yer: Bilgisayarım ve ben
Dün ve ertesi günler, dışarıda bomboş gezmemin anlamlanır hale geldiği yerdeydim. Kodların içinde, yeni projemin ihtiyaçları nasıl benimsediğini ve benim kafamdaki fikrin uygulanır çalışır ve hatalardan uzak yeni bir basamak olmasının temellerini atmanın ilginç, kıskanç mutluluğunu yüzüme taşınır halde koymuştum sanki. Bankacılık sistemlerini inceliyordum. En iyi çevrimiçi bankacılık yazılımlarının en iyi olmadığını düşünen paranoyam... "İyi, güzel de, sanki bir şey eksik" diyen tembel insanların başlığına itmeye başlamıştı bile... Artık yeni esirimi serbest bırakma zamanıydı. Yazılımlarda gördüğüm işlevsellikler iç acısı olmaktan öteye gitmiyordu benim için. İyi bir yazılım, iyi bir pastanın aynısıdır. İnsanlar, üstündeki emek, hızlı servise ilk günler dikkat etse de, bir hafta geçince hepsini en değersiz sınıfına koyduklarını gözlerimle gördüm. Bu yüzden "çıktı tasarımı" benim bir tasarımda en çok uğraştığım bölgeler olmuş hatta bu bir hastalık bile olmuş bende. Yakın zamanda görsel duyular uzmanlarına gitmem gerekebilir, bana biri hatırlatırsa çok iyi olur! Çevremde bana bunu hatırlatacak insan çok az olduğu için kendi çıkarıma geliştirdiğim takvimime not etmem daha iyi olacak. Outlook'a bile güvenmediğimi fark edenler, şu an itibarıyla kendi kişisel yapılacaklar projesini geliştirsinler bence.
Uzaklaşmayalım isterseniz yaptığımız işten. Bir yazılımcı ile arkadaş, eş ya da dostsanız böyledir; bir şey anlatırken bir şey tasarlar, bir şeyler tasarlarken hiç olmadık bir konu açarlar. İçimde her gün büyüyen ve araştıran kütüphanemi çağırmam zaman alsa da, anında erişimi sağladığım kesin bir gerçek artık benim için. Yazılımcı memnun olmayan kişidir. O sevmez, beğenmez, havalı, sevilmeyen, akraba ziyaretlerinde soru sorulmayan tip var ya, ya da hala aranızda varsa o sizsiniz. Şu an, bu tepkileri insanlardan alıyor ve hala başka işlerle uğraşıyorsanız bırakın ve projelerinizi açın; sizin yeriniz burası. Sonsuz bir döngü kaydetmeden çıkmak asla bir yazılımcının niteliği olmamıştır, o kaydeder ve geliştirir.
O yarım bırakır ama unutmaz. Dünyaya faydalı olmak gibi bir amacı olan insanların, kırmızıda durmaktan başka alternatif araları olmaması gerektiğine inanıyorum. Sonsuzluğun olduğu bir yerde olmanın mutluluğunu biz yazılımcılar biliriz. Onun için yazarız yoksa her zamanki klasik örneği neden yaşamak istesin ki bu kadar akıllı insanlar;
-Amerika'yı neden yeniden keşfediyorsun?
-Arkadaşım, ben Amerika'yı keşfetmiyorum sen Amerika'da daha rahat et (!) diye hayatını tembelleştiriyorum, vaktini zenginleştiriyorum, yaşamının ortasına elimi, kodlarımı hatta kimi zaman laptop'ımı koyuyorum, acaba farkında mısın?
Konular dağıldı. Kitapların her birinin arasında farklı renkte bir kalemim var şu an. Birisi "Not al şunu" dese inanın, ayıracak kalemim yok. Kalemliğim şu anda iflas etmiş durumda. Hepsi yazmaktan farklı bir görev üstleniyor ve ayraç halini almış durumdalar. Bunu da sevmiyorum; bir yazılımcı hayatının %80 gibi büyük kısmını dijital ortama kaydedebilmeli, orada görebilmeli. Sürekli elinde kâğıtla not alan ya da aradığı bilgileri notlar halinde masada desteleyen biri olmamaktan mutluluk duyuyorum. Çevreci bir yazılım gerçekleştirmediğine inanan kim varsa şu an hızlıca bir adım geri atsın lütfen!
Neler yaptık, neler yazdık şu an hiç fikrim yok ama bazı şeyler yaşam belirtisi göstermeye başladı. Diğer yazılımcı arkadaşların unuttuğu şeyleri bulup oralara gerekli teşhisi koyduğuma inanıyorum. Eskiden olsa bir kadının bilgisayarı en az 20 kg olacağı için, bu kadının hangi durumlarda bu yazılımı çalıştıracağı ve nasıl bir ortamda olacağını tahmin etmemiz zor olmazdı. Şimdi ise insanlar her yerde ve ben inanıyorum ki, kesinlikle doğru bir zamanda mezun oluyorum. Ben, evinde oturan ya da ofisinde oturup pencere camından hava tahmini yapan insanlara yazmıyorum bu kodları. "Ben bittim" denildiği anda gülen ve "Al buradan başla" diyen bir günün, yeni doğan programlarının içeriğinde yer almaktan mutluyum.
"Ben yazarım, çöl de kutup da benim için fark etmez" diyen kimse, şu an bir adım sola kaysın lütfen!
Yanıma, birkaç bilgisayar kullanıcısı arkadaşımın gelmesiyle artık harekete geçmek isteyen sistemsel aktivitem, onların kurbanı olacaktı. Onlardan, yaptığım bu yeni sistemi bozmalarını istedim. Denemelerini istemeyecek kadar sevmiştim ben. En başında başlarken File-New Project falan dediğim zamanlar, işte tam da o zamanlar... O yüzden "Bozun" dedim, "Kullanın ve bozun." Yine beni garipsemediler ve seve seve kurcalamaya başladılar. Bazen bozdular, bazen yanıldılar, bazen yanlış olduğunu sandılar ama iyi ki var onlar. Bununla yetineceğimi sananlar, içinden on beş adım ileri gittiler ve bana "Harika, ne zaman kullanıma açacaksın?" gibi sözler sarf etmeye başladılar, sizin ve onların bilmediği bilimum tasarım evrelerinden geçen basit bir projenin, benim için bu kadar kolay test edilebilirliğinin kafi olduğunu düşünmelerini hoş bir şekilde karşılasam da, onlara kahve ikram etme fikrimden vazgeçirdiğini sizinle paylaşmakta bir sakınca görmüyorum ve yeniden "ertesi günlerin ve dünlerin" diye adlandırdığım sokak yarışına yani en başa dönme zamanıydı. Yaptık, yapmadık, biraz da ben denemek istedim ve sokakta elimde laptop'ımla gezerken düşündüm. "Yaptım ama eksik nerede?" diye hayıflandım ve gezindim. Sonra ne mi yaptım? Tabii ki, kahveyi kendime ısmarladım. Yazılımı bencillik diye adlandırmayı hiçbir zaman hoş karşılamadım. Kendine özgü ve senin olan şeyler senin kalsın ama insanlarla uyum içinde yer almazsan, şu an bu programda hala iki öğrencinin notunu toplayıp geçip geçmediğini yazan dostlardan olmaya devam edersin. Onlara da buradan selam gönderiyorum. Endüstriyel olsun, tıp alanında olsun ve başka herhangi bir alanda örnek olsun, tüm dünyayı kapsar. Bir kalça displazi sorununa çözüm üretildiğinde bu köpeğime de faydalı olacaktır ya da bir köylünün ineğine. Ama yazılım orada değil. Yazılım, ekip ruhunun doğduğu gün ağlamamayı başarmış tek bebektir. Bunu başarabilen kim varsa onsekiz adım yanıma gelsin lütfen. Şu anı bile olsa kaydetmeyi unutmayalım. Kötü rüyalar görmek istemiyoruz. Günaydın!
Son Sahne
Saat: 09.00
Yeni kapanmış bilgisayarın sıcaklığını hissettiren fan sesinin henüz durulmadığı ve stand by ışığının yanıp yanıp sönerken adeta "Bak hala buradayım, birazdan gideceğim ama sana dışarı çıkana kadar yardımcı olayım" dediği odamdan, kapımı kapatıp çıkarken aklıma Evanescence - The Open Door albümü geliyor...
Tablo 1: Gerçek hayatta bir yazılımcı arkadaşımız da aynen bu şekilde odasından çıkmaktaydı... (=