Zaman hızla akıp giderken teknoloji de zamanla
yarışırken, insanoğlunun bu ikisinin hızına yetişmesi imkansız gibi görünüyor.
Son zamanlarda o kadar çok yeni ya da geliştirilmiş teknolojiye tanık oldum ki,
bunlardan bahsetmemek olmazdı…
İlk konumuz Siemens’in, Heinrich Hertz Institute (Berlin)
ile ortaklaşa yürüttüğü ilginç bir araştırma. Bu araştırmada kablosuz veri
iletim hızı tam 500 Mpbs’ye ulaştı. Siemens’in önceki rekoru 200 Mpbs idi. Araştırmacılar,
bu çalışmada beyaz LED kullanarak Münih’te boş bir alanda 5 metre uzaklığa
kadar veri göndermeyi başardılar. Araştırmacılar, Ostar LED (Siemens’in yan kuruluşu Osram tarafından üretilir.) ile
gerçekleştirdikleri çalışmalarında ışığı, veri taşıyabilecek bir frekansta
gönderdiler. Alıcı tarafta bulunan bir foto detektör ise ışığı alıp, ardından
elektrik akımına çeviriyor.
Siemens'e göre, Visible Light Communication
(VLC) yani görünebilir ışık iletişimi adını verdiği bu yeni teknolojinin insanoğluna
yararı çok olacak. Daha hızlı bir veri iletişimi bunlar arasında ilk akla
geleni ama var olan Wi-Fi sistemler nedeniyle birbirine karışan sinyallerin, VLC
sayesinde rahatlayabileceği de düşünülüyor. Ayrıca VLC sisteminde, geleneksel kablosuz iletişimlere göre
güvenlik çok daha kolay sağlanabiliyor. Alıcı tarafta bulunan foto detektörün
ışığı tam olarak görmesinin gerekmesi, basit bir perde ile bile güvenlik sağlanabilmesi anlamına geliyor. Yani bir odada
bulunan bilgi ağına başka bir yerden ulaşılması imkansız hale geliyor. Bu yeni
teknoloji evlerde, endüstride, ilaç sanayiinde, ulaşımda kullanılabilecek.
Araştırmacılar, geliştirdikleri 5 LED’li bir sistemle 100 Mbit/s hızda daha
uzun mesafelere veri göndermeyi başarmışlar. Bu çalışmalar, projenin ilk
adımları. Gelecekte bu teknoloji, odanın içinde herhangi bir yerde bulunan bir
masadaki alıcıya, tavan lambası kullanılarak veri gönderecek bir sistem için
kullanılabilir. IEEE, 2007’den beri bu alandaki çalışmaları standartlaştırmaya
çalışıyor ve 2010 yılında bitirilmesi umuluyor.
Artık lambalar da kablosuz ağ alemine adımını atmış bulunuyor…
Ve sıkı durun programcı dostlarım… Londra Üniversitesi’nden bilim adamları, beyni
tarayarak anılarımızı ayırt edebilen bir bilgisayar programı geliştirdi.
Current Biology’de yayınlanan makalede, anıların nasıl kaydedildiği gösteriliyor.
Geçmiş araştırmalarda beyin taramasının; renk, nesne ve mekanları ayırt
edebilmek gibi basit düşünce işlemlerini tahmin edebildiği gösterilmişti.
Ayrıca hatırlama sürecinde beyinde gerçekleşen farklılıklar daha önce tespit
edilmişti. UCL araştırmacıları anıları
hatırlamanın daha zor bir işlem olduğunu ve ilk kez beyin taramasının karmaşık
anıları ayırt etmek için kullanıldığını belirtiyor.
Araştırma, 10 gönüllünün katılımıyla gerçekleşen bir dizi deneye dayanıyor. Her
bir gönüllüye 7 saniyelik üç farklı görüntü (mektup atmak ya da bir kahve
kutusunu çöpe fırlatmak gibi) izlettirildi.
Daha sonra, beyin aktivitelerinin
izlendiği özel bir MRI (Magnetic Resonance Imaging-Manyetik Rezonans Görüntüleyici)
cihazına yerleştirilen gönüllülerden izledikleri görüntüleri rastgele olarak
tekrar hatırlamaları istendi. MRI’dan elde edilen veriler, hazırlanan özel
bilgisayar programı ile tekrar gözden geçirildi ve bu program sayesinde
gönüllülerin hangi görüntüyü hatırladıkları yaklaşık yüzde 50’lik bir oranla
doğru tahmin edildi. Bu oran rastgele yapılan tahminlerin çok üzerinde.
“Artık karmaşık
anıların nerede olduğunu biliyoruz” diyen çalışmanın yürütücüsü Prof. Eleanor Maguire’ye
göre gelecekte anıların nasıl saklandığı ve zaman içinde nasıl değişikliğe
uğradığı da anlaşılabilecek. Makale, uzmanlar tarafından beğenildi ama
algoritmanın anıları okumadığı sadece birini diğerinden ayırdığı belirtildi. Kuşkusuz
ki, bu buluş hafıza kaybı tedavisinde yaşanacak gelişmelere katkıda bulunacak
ve araştırmacılara yeni alanlar yaratacaktır. Beyin Araştırma Program’ında
gönüllü olmak istiyorsanız burayı
inceleyebilirsiniz.
Son gelişme
Türkiye’den. Kocaeli Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümü öğretim
elemanlarından Doç. Dr. Zafer BİNGÜL başkanlığında Doç. Dr. Cüneyt OYSU, Yrd.
Doç. Dr. Serdar KÜÇÜK ve Arş. Gör. Selçuk KİZİR “stewart platormu” olarak
bilinen "Yüksek Hassasiyetli Paralel Robot" sistemini tasarlayıp
fiziksel olarak gerçekleştirmişler. Bu paralel robot, insan elinin
hassasiyetinin on binde birine ulaşmakta ve insan elinin sağlayabildiği tüm
hareketliliği sağlamaktadır. Bu nedenle, yapılan hassas işlemlerin bu robot
kullanılarak yapılmasıyla büyük başarılar elde edileceği öngörülmektedir. Örnek
uygulama alanı olarak tıp, füze rampası, helikopter pisti, cerrahi alanları
gösterilebilir.
Gerçekleştirilen
sistemin hassasiyeti lazer ölçüm sistemi (interferometre) kullanılarak ölçülmüş
ve 534 nm'lik hareket değişimi görülmüştür. Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından
107M148 nolu araştırma projesi kapsamında desteklenmiştir. Teknik Özellikleri:
SP sistemi iki ana gövde (üst ve taban plakalar), altı doğrusal
motor, kontrolör, güç kaynağı, acil durdurma devresi ve kontrolör-robot ara
geçiş kartından oluşmaktadır. Kontrol algoritmalarının uygulanması için dspace
DS1103 gerçek zamanlı kontrolör kullanılmıştır. Motorlar PI firmasından 500nm
tasarım çözünürlüğüne sahip yüksek çözünürlüklü doğrudan-sürücülü motor olarak
seçilmiştir.
Zafer Bingül’ün açıklaması: "Bir elin hassasiyeti en
fazla 0.5 milimetredir. Oysa geliştirdiğimiz robot 534 nanometre hassaslıkta
işler yapabiliyor". Robotun, üç boyutlu hareket edip dönme oluşturabilen
"space mouse" ile istenilen şekilde kontrol edilebildiğini,
bilgisayara yüklenen bir yörünge denklemini algılayıp yörüngeyi takip
edebildiğini anlatan Bingül, robot ile ayrıca bir malzemenin çok hassas
işlenebileceğini, ucuna yerleştirilecek alet sayesinde molekül veya bakterinin
hareket ettirilebileceğini kaydetti.
Proje ekibinin bundan sonraki amacı robotu bu alanlara uygulamak olacak.
Kaynaklar: