Her gün, defalarca bilgisayarımızın USB portuna takıp
gerekli gördüğümüz verileri kolaylıkla yanımıza alabilmemize olanak sağlayan,
“kalıcı” (“nonvolatile”) belleklerin gelişimini, sağladığı faydaları ve bugün
bulunduğu noktayı düşündünüz mü? Gelin biraz düşünelim.
GİRİŞ
Merhaba sevgili
BilişimDergi okurları.
Proje ve
araştırmaların yoğunluğundan dolayı bir önceki sayıda yazamadığımdan ve “Mobil
Oyun Geliştirme” yazı dizisine devam edemeyeceğimden dolayı sizlerden özür diliyorum
fakat elimden geldiğince sizlerle burada bir takım yazıları paylaşmaya devam
edeceğim.
Bu ayki yazımda
sizlerle kalıcı bellek teknolojilerini, flash bellekleri ve devamı olabilecek nitelikte
olan SSD aygıtlarını kısaca incelemek istiyorum. Umarım faydalı bir yazı olur.
İyi okumalar.
Bellek Nedir?
Bu soru aslında çok
temel bir soru fakat değinmeden geçmek de istemediğimden küçük bir hatırlatma
yapmak istiyorum.
Dijital dünyamızın 1
ve 0’lardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Bu verilerin elektronik ortamda nasıl
tutulduğu konusu ise dijital dünyanın temellerinin atıldığı 70’lere
dayanmaktadır. Transistörler ve yarı iletken entegre devrelerin geliştirilmesi
ile veri saklama yöntemleri de bu eksene doğru kaymaya başlamıştır. Analog
dünyadan dijital dünyaya geçişte plaklardan, kasetlerden, flash belleklere
geçişi rahatlıkla görebilmekteyiz. Lafı fazlaca uzatmadan en basit bellek
yapısı olan DRAM bellek hücresi aşağıdaki gibi gösterilebilir.
Şekilde de görüldüğü
gibi bir MOS ve bir kapasiteden oluşan bellek hücresi en basit bellek
hücresidir. Bilgi kapasite üzerinde tutulur ve seçilen transistör üzerinde
kapasite yüklenir ya da yük okunur. Yani kapasitenin yüklü olması durumunda
(veya tersi) 1, yüksüz olduğu durumda 0 verisi bu yapı üzerinde tutulabilir. Yani
bu yapı sadece 1 bit veri tutar. 1 byte’lık veri için bunlardan 8 tane yan yana
paralel olarak eklenir. Bellek yapısı matris yapısında satır ve sütunlardan
oluşur. Satır ve sütun girişlerine göre, bu matris yapıda istenen hücre
seçilerek okuma veya yazma yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey,
kapasite üzerindeki yükün transistör kesimde olsa bile yükünü kaybedeceği
gerçeğidir. Bu nedenledir ki, DRAM hücreler sürekli yenilenmek zorundadırlar ve
sürekli gücün açık olmasına ihtiyaç duyarlar. Yani geçici (volatile)
belleklerdir. Aynı biçimde SRAM hücreler de sürekli bir kaynağa ihtiyaç
duyarlar. SRAM yapısı basit bir LATCH yapısındadır. Bu nedenle sürekli bir
besleme gerilimine ihtiyaç duyar.
Şimdi burada keskin
bir ayrım yapmak gerekir. RAM dediğimiz şey, (Random Access Memory) sürekli
besleme gerilimine ihtiyaç duyan ve mimaride CPU için geçici bellek ihtiyacını
karşılayan yapılardır. NV (nonvolatile ) kalıcı bellekler ise üzerinde
tuttukları veriyi besleme gerilimine ihtiyaç duymadan saklayabilen
belleklerdir. Bunlar gelişim aşamasına göre ROM, PROM, EPROM, EEPROM/FLASH
olarak sıralanabilir.
Burada ROM, PROM ve
EPROM çok yeni teknolojiler olmadığından dolayı inceleme yapmaya gerek
görmediğim konular olmakla beraber kısaca değinmekte fayda görüyorum.
ROM (Read Only Memory): Sadece okunabilen
belleklerdir. Kalıcıdır. Kalıcı olmaması mümkün değildir çünkü entegre devre
üretim aşamasında yüklenir ve matris üzerindeki satır ve sütun kesişmelerinde
transistorün olup olmamasına göre 1 ve 0 verisi ifade edilir.
PROM (Programmable
ROM): Bu
bellekler tek sefer programlanır ve bir daha programlanamazlar. FUSE
denilebilen yok edilebilir bağlantılar sayesinde tek seferlik yüksek gerilimler
altında programlanırlar ve tekrar programlanamayacak biçimde sadece okunabilen
bellek olarak kalırlar.
EPROM (Ereasable PROM):
Silinebilen
ve tekrar yazılabilen belleklerdir. Bu bellekler günümüz flash bellek
teknolojisinin temelini oluştururlar. Silme işlemi UV ışınları ile yapılır.
NV EEPROM/FLASH Hücre Yapısı
NV bellekleri
gelişim sırasına göre yukarıdaki biçimde sıraladıktan sonra elektriksel olarak
silinebilen kalıcı bellek tipi olan EEPROM/FLASH bellekleri inceleyebiliriz.
EEPROM hücresi satır
sütun mantığına göre yandaki biçimde görülebilir. Yüzer geçit (floating gate)
olarak adlandırılan yapı sayesinde veriler güç kesildiği durumlarda da bellek
hücresinde tutulmaktadır. Bu işleyişi anlamak için öncelikle yüzen geçitli
transistorü anlamak gerekir.
Floating gate transistör
biçimindeki EEPROM veya FLASH hücreleri asıl kontak geçidi ile taban arasına
başka bir poly geçit katmanı oluşturulması ile elde edilmiştir. EPROM
yapılarından itibaren kullanılmaya başlayan bu teknoloji sayesinde yük sabit
bir ara geçit üzerinde biriktirilir. Geçitler arasının yalıtkan olması nedeni
ile normal şartlar altında bu yük, teorik olarak transistör kaynak veya savak ya
da taban kısımlarına akmaz ve bilgi olarak tutulur.
Temel çalışma ilkesi
aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir.
Normal bir MOS
transistör çalışma biçimi, geçide uygulanan gerilim sayesinde (eşik
geriliminden daha yüksek bir gerilim – Vg>Vth) kanalın iletken hale gelip
kaynak ile savak arasındaki akımın, geçide uygulanan gerilimle kontrol edilmesi
ilkesine dayanır. Bunu, içinden su akmakta olan bir hortumu sıkmak ya da
gevşetmek ile akının kontrol edilmesine benzetebiliriz.
Yandaki şekilde ise
bir floating gate transistör görülmektedir. Burada birinci geçit oksidinin çok
ince bir tabakadan oluştuğuna dikkat etmek gerekir. Üst katman geçit
polisilisyum yapısı ile gövde arasında ikinci bir poli yapısı görülmektedir. Bu
ara katman yüzer geçit (floating gate) olarak adlandırılır. Yüzer geçit ile
taban arasındaki oksit kalınlığı özellikle çok ince tutulmuştur. Transistör
iletimde iken yüksek gerilim (10 V gibi.
Transistör boyutlarının küçük olması sayesinde yeterli elektrik alan
şiddeti için daha az gerilime ihtiyaç duyulmuştur. Örrneğin 5V) uygulanan
kaynak ve savak arasından akan akım bileşenlerinden bazıları yüksek enerjili
elektronlardır. Geçide uygulanan gerilim, geçit ve taban arasında yüksek bir
alan şiddetine neden olur. Elektronlar, kanal boyunca ilerlerken güçlü dikey
alan etkisine de kapılırlar ve bir kısmı ince geçit oksidini delerek yüzer
geçide (floating gate) ulaşırlar. Böylelikle, yüzer ara geçit üzerinde yükler
birikmiş olur. Tersi durumunda ise buradaki elektronlar savak üzerinden
yüklerini boşaltarak silinme moduna geçerler. Temel flash yapsı bu şekilde
çalışmaktadır.
Aşağıdaki şekilde
ise bu yapı daha net görülmektedir.
Geçit oksidi olarak gösterilen bölge, kanaldan
geçide yüklerin geçişi sırasında kullanılan bölgedir. Sıcak taşıyıcılar,
(yüksek enerjili elektronlar) buradaki oksidi delerek geçide ulaşırlar.
Böylelikle, elektrik alan kaldırıldığında geçit üzerinde yükler uzun süreler
boyunca sabit kalabilir. Bu nedenle, kalıcı (nonvolatile ) olarak
adlandırılırlar. Yüklenen geçit, ters alan etkisi altında, tünel oksidi
üzerinden boşalır. Böylelikle silme işlemi gerçekleşir. EEPROM ile FLASH
arasındaki tek fark silme işlemindedir. EEPROM sadece silinmesi gereken
hücreleri silerken FLASH teknolojisi blok silme işlemi yapar. Bu sayede daha
hızlıdır fakat ömrü daha azdır.
Solid State Disk (SSD) Nedir?
Solid
State Disk kavramı kısaca çok geniş ölçekli NAND (veya NOR) bellek
teknolojisidir. Klasik manyetik diskler yerine flash teknolojisi kullanılarak
(ya da başka teknolojiler) oluşturulan yüksek kapasiteli bellek yapılarıdır.
Manyetik disklere göre birtakım avantajları vardır. Sıralayacak olursak,
Yüksek
okuma-yazma, yükleme performansı
Düşük
güç gereksinimi
Az
yer kaplama
Güvenilirlik
Gelişmiş
çalışma biçimi (sessiz, ısınmaz)
Aşağıdaki
şekilde ise bir solid state disk görülmektedir.
Yukarıdaki
avantajları sayesinde yakın gelecekte mekanik manyetik diskler yerine SSD
aygıtların kullanılacağını tahmin etmek pek de zor değil. Günümüz tümdevre
teknikleri belirli sınırlara dayansa da avantajları bakımından SSD’ler
diğerlerine göre bir adım önde ve tercih edilmeye başlayacak gibi görünüyor.
Başka
bir yazıda tekrar görüşmek dileğiyle. Esenlikler.
Kaynaklar:
- Advenced
Semiconductor Memories